Küresel güç dengeleri değişirken Birleşmiş Milletler’in karar alma yapısı ve temsil adaleti yeniden tartışılıyor. Veto yetkisi, uluslararası hukukun uygulanması ve Güvenlik Konseyi reformu, daha adil bir dünya düzeni arayışının temel başlıkları arasında yer alıyor.

Uluslararası krizlerin derinleştiği, güç rekabetinin yoğunlaştığı ve uluslararası hukukun tartışıldığı bir dönemde Birleşmiş Milletler’in (BM) yapısı yeniden sorgulanıyor. Dünya siyasetinde güç dengeleri değişirken küresel karar alma mekanizmalarının büyük ölçüde aynı kalması, uluslararası düzenin temsil adaletine ilişkin önemli soruları beraberinde getiriyor. Dünya siyasetinde bazı sorular vardır ki her büyük krizle birlikte yeniden gündeme gelir. Savaşlar başladığında, siviller yaşamını yitirdiğinde veya milyonlarca insan evini terk etmek zorunda kaldığında bu sorulardan biri mutlaka sorulur: Birleşmiş Milletler nerede?

Bu soru, yalnızca uluslararası bir örgütün krizler karşısındaki etkinliğini değil, küresel düzenin nasıl işlediğini de sorgulatıyor. Devletler uluslararası sistemde eşitlik ilkesini kabul etse de karar alma süreçlerinde bütün ülkeler aynı ölçüde etkili olamıyor. Bu eşitsizliğin en görünür örneklerinden biri, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısı.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından uluslararası barış ve güvenliğin korunması amacıyla kurulan BM, 1945’ten bu yana dünya siyasetinin temel kurumlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak geçen sürede yeni ekonomik güçler ortaya çıktı, bölgesel aktörlerin etkisi arttı ve küresel sorunlar çeşitlendi. Buna karşın Güvenlik Konseyi’nin temel yapısı, büyük ölçüde savaş sonrası dönemin güç dengelerini yansıtmaya devam ediyor.

Tam da bu noktada şu soru ortaya çıkıyor: Dünya değişirken uluslararası karar alma sisteminin temel yapısı neden aynı kalıyor?

Güç Dengeleri Değişiyor, Temsil Sorunu Sürüyor

BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan ABD, Rusya, Çin, Birleşik Krallık ve Fransa, sahip oldukları veto yetkisiyle uluslararası barış ve güvenliğe ilişkin karar alma süreçlerinde ayrıcalıklı bir konumda bulunuyor. Büyük güçlerin uluslararası sistemin içinde tutulması amacıyla oluşturulan bu mekanizma, zamanla aynı ülkelerin çıkarlarının çatıştığı durumlarda ortak karar alınmasını zorlaştıran bir unsura dönüşebiliyor.

Daimi üyeler arasındaki siyasi anlaşmazlıklar, uluslararası toplumun ortak hareket etmesini gerektiren krizlerde karar alma kapasitesini sınırlayabiliyor. Böylece barış ve güvenliği korumak amacıyla oluşturulan bir mekanizmanın işleyişi, büyük güçler arasındaki rekabetten doğrudan etkileniyor. Sorun yalnızca beş ülkenin ayrıcalıklı konumu değil; bu yapının günümüz dünyasının siyasi ve ekonomik gerçeklerini ne ölçüde yansıttığıdır. Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkelerinin küresel siyasetteki etkisi artarken bu bölgelerin Konsey’deki temsili de tartışma konusu olmaya devam ediyor. Özellikle Afrika’nın daimi üyelik statüsüne sahip bir temsilcisinin bulunmaması, mevcut yapının kapsayıcılığına ilişkin eleştirileri güçlendiriyor.

Bu nedenle reform meselesi yalnızca Konseyin üye sayısını artırmakla sınırlı değil. Asıl mesele, küresel kararların kimler tarafından alındığı ve uluslararası sorunlardan etkilenen ülkelerin bu süreçlere ne ölçüde katılabildiğidir.

Uluslararası Hukuk ve Güç Siyaseti

BM'ye yönelik eleştirilerin bir diğer boyutunu uluslararası hukukun uygulanması ile devletlerin siyasi çıkarları arasındaki gerilim oluşturuyor. Uluslararası hukuk, devletlerin davranışlarını belirli kurallara bağlamayı ve güç kullanımını sınırlandırmayı amaçlıyor. Ancak benzer nitelikteki ihlaller karşısında farklı tepkiler verilmesi veya bazı krizlerde ortak bir tutum geliştirilememesi, uluslararası kurumlara duyulan güveni zedeleyebiliyor.

Elbette BM’yi bütün uluslararası hukuk ihlallerinin doğrudan sorumlusu olarak görmek doğru değil. Örgütün yetkileri, üye devletlerin sorumlulukları ve uluslararası mahkemelerin işleyişi birbirinden farklı. Bununla birlikte, ortak kuralların uygulanmasında yaşanan güçlükler, BM sisteminin meşruiyetini yakından ilgilendiriyor. Hukukun evrenselliği, kuralların yalnızca varlığına değil, bu kuralların tutarlı biçimde uygulanacağına duyulan güvene de dayanıyor. Bu nedenle uluslararası düzenin adil ve güvenilir olması, karar alma mekanizmalarının yanı sıra hukukun uygulanmasındaki tutarlılıkla da bağlantılı.

Yeni Tehditler, Ortak Çözüm İhtiyacı

Uluslararası güvenlik artık yalnızca ordular, sınırlar ve askerî ittifaklar üzerinden değerlendirilmiyor. İklim değişikliği, siber saldırılar, enerji güvenliği, yapay zekâ ve dezenformasyon gibi konular da devletlerin gündeminde önemli bir yer tutuyor. Bu sorunların çoğu, tek bir ülkenin sınırları içinde çözülemeyecek nitelikte. Ancak ortak tehditlerle karşı karşıya olmak, devletlerin kendiliğinden ortak hareket edeceği anlamına gelmiyor. Ulusal çıkarlar, ekonomik rekabet ve siyasi farklılıklar iş birliğini zorlaştırabiliyor. BM’nin önemi de bu noktada ortaya çıkıyor: Örgüt, devletlerin ortak sorunları ele alabileceği ve uluslararası iş birliği geliştirebileceği kurumsal bir zemin sağlıyor.

Bununla birlikte, değişen tehditler mevcut mekanizmaların yeterliliğini de sorgulatıyor. Dünya siyasetinin gündemi dönüşürken uluslararası kurumların daha kapsayıcı, işlevsel ve ortak çözümler üretebilen yapılara dönüşmesi önem kazanıyor.

Reform İhtiyacı ve Siyasi İrade

BM’nin reforme edilmesi gerektiğine ilişkin çağrılar uzun süredir gündemde. Ancak özellikle Güvenlik Konseyi’nin yapısında değişiklik yapılması, BM Şartı’nda değişiklik ve gerekli onay süreçlerini gerektiriyor. Mevcut daimi üyelerin de bu süreçte belirleyici konumda bulunması, reformun önündeki güçlüklerden birini oluşturuyor.

Burada temel bir çelişki bulunuyor: Sistemin daha kapsayıcı olması gerektiği tartışılırken mevcut sistemde ayrıcalıklı konumda bulunan aktörler de değişiklik sürecinde önemli bir rol oynuyor. Dolayısıyla reform yalnızca nasıl bir yapı kurulması gerektiğiyle değil, bu değişimi mümkün kılacak siyasi uzlaşının nasıl sağlanacağıyla da ilgili.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süredir uluslararası platformlarda dile getirdiği ‘Dünya beşten büyüktür’ yaklaşımı, mevcut uluslararası karar alma düzenine yönelik eleştirilerin önemli örneklerinden birini oluşturuyor. Bu söylem, küresel sorunlardan etkilenen ülkelerin uluslararası kararların alınmasında daha fazla söz sahibi olması gerektiğine işaret ediyor.

Ancak daha kapsayıcı bir yapı oluşturmak tek başına yeterli değil. Bu yapının krizler karşısında karar alabilmesi, ortak sorumlulukların paylaşılması ve alınan kararların uygulanabilmesi de gerekiyor. Başka bir ifadeyle reform, yalnızca daha fazla ülkenin masada bulunması değil, o masanın ortak sorunlara yanıt üretebilmesi anlamına da gelmeli. Elbette BM’nin eksikliklerini tartışmak, uluslararası iş birliğine duyulan ihtiyacın ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Aksine, savaşların, kitlesel göç hareketlerinin ve çevresel tehditlerin birbirini etkilediği bir dünyada ortak hareket etme ihtiyacı önemini koruyor. Asıl mesele, bu iş birliğinin hangi kurumlar aracılığıyla ve ne kadar kapsayıcı biçimde yürütülebileceği.

Güvenlik Konseyi’nin daha temsilî hâle getirilmesi, veto yetkisinin karar alma süreçleri üzerindeki etkisinin ele alınması, diplomatik girişimlerin güçlendirilmesi ve uluslararası hukuka bağlılığın desteklenmesi, BM’nin geleceğine ilişkin tartışmaların önemli başlıkları arasında yer alıyor. Ancak hiçbir kurumsal düzenleme, devletlerin ortak sorumluluklarını geri plana ittiği bir ortamda tek başına yeterli olmayacaktır.

Sonuçta mesele yalnızca BM’nin ne yapabildiği değil, uluslararası toplumun ortak sorunlar karşısında nasıl bir düzen kurmak istediğidir. Dünya siyasetinde güç dengeleri değişirken uluslararası kurumların bu değişimi ne ölçüde yansıtabildiği, küresel düzenin geleceğini belirleyen temel sorulardan biri olmaya devam ediyor. Eğer dünya beşten büyükse, bu gerçeğin uluslararası karar alma mekanizmalarına nasıl yansıtılacağı da sorgulanmalıdır. Çünkü daha adil bir uluslararası düzen, yalnızca daha fazla ülkenin temsil edilmesiyle değil, ortak kuralların tutarlı biçimde uygulanması ve küresel sorumlulukların daha geniş bir katılımla paylaşılmasıyla mümkün olabilir.