Doğayı her gün biraz daha tüketiyoruz, sonra da ortaya çıkan sorunlara şaşırıyoruz. Kirlenen denizler, azalan su kaynakları, yok olan ormanlar, hava kirliliği… Peki bütün bunlar daha ne kadar görmezden gelinecek?

Bence en büyük sorun, çevre felaketlerini yaşanmadan önce değil, yaşandıktan sonra ciddiye almamız. Bir orman yandıktan, bir su kaynağı kirlendikten ya da insanlar bu sorunların sonuçlarıyla yüzleşmeye başladıktan sonra harekete geçmenin ne anlamı var?

Elbette sanayi gelişecek, şehirler büyüyecek, üretim devam edecek. Ama bunların bedeli doğa olmak zorunda mı? Ekonomik kazanç uğruna kaybettiğimiz doğal kaynakların değerini ne zaman anlayacağız?

Üstelik doğanın bize gönderdiği uyarılar yeni değil. Asıl mesele, bu uyarıları duymak istemememiz mi, yoksa kısa vadeli çıkarları geleceğimizin önünde tutmamız mı?

Bana göre çevreyi korumak yalnızca birkaç ağaç dikmekten ya da felaket sonrası temizlik çalışması yapmaktan ibaret değil. Gerçek çözüm, sorun ortaya çıkmadan önlem almak, denetimleri etkin biçimde yürütmek ve doğaya zarar verenlere karşı gereken adımları atmaktır.

Çünkü doğa kaybettiklerini bir gün mutlaka bize hatırlatır. Üstelik bunun bedelini yalnızca biz değil, bizden sonra gelen nesiller de öder.

Peki, daha neyi kaybetmemiz gerekiyor? Bir çevre felaketinin kapımıza dayanmasını mı bekleyeceğiz, yoksa artık doğayı korumak için harekete mi geçeceğiz?

Bence artık konuşmayı bırakıp önlem alma zamanı geldi. Çünkü kaybettiğimiz her şeyin geri dönüşü olmayabilir.

#ÇevreFelaketi #ÇevreKirliliği #DoğayıKoruyalım #ÇevreSorunları #İklimDeğişikliği