Türkiye’de yastık altında 650 ton altın olduğu varsayımı artık bir “şehir efsanesi” olmaktan çıktı; iktisatçılar, Merkez Bankası verileri ve saha araştırmalarıyla defalarca teyit edilmiş bir gerçek.
Bu altınlar, halkımızın en büyük tasarruf aracı. Ama aynı zamanda ekonomimizin en büyük “uyuyan devi”. Çünkü o altınlar dolaplarda, kasalarda, yastıkların altında durdukça ne istihdam yaratıyor ne de büyüme sağlıyor. İşte tam bu noktada devletin yapacağı akıllı bir hamle, hem o altını piyasaya çıkarabilir hem de Türkiye’yi baştan inşa edebilir.
Teklif basit, uygulanabilir ve mucizevi sonuçlar doğuracak: Kentsel dönüşüm projelerini üstlenen inşaat firmalarının SGK primlerini ve KDV’sini devlet karşılasın.
Düşünün: Bir inşaat firması, riskli yapıların yıkılıp yerine depreme dayanıklı, modern konutlar yapma işini üstleniyor. Devlet, bu projelerde firmanın SGK yükünü ve KDV’sini sıfırlıyor. Maliyetler dramatik biçimde düşüyor. Firma daha uygun fiyatla konut sunabiliyor. Vatandaş da “bu evi alırsam daha güvenli, daha ucuz” diyerek harekete geçiyor.
Peki bu ne demek?
İnşaat sektörü, Türkiye ekonomisinin lokomotifi. Tek bir konut projesi, demirden çimentoya, seramikten mutfak dolabına, kapı-pencereden elektrik tesisatına kadar tam 480 kalem mal ve hizmetin üretimini, lojistiğini ve satışını tetikliyor. Yani bir inşaat firması hareketlenirse, 480 ayrı sektör aynı anda nefes alıyor. Tedarikçiler sipariş alıyor, fabrikalar mesaiye başlıyor, kamyonlar yollarda, esnaf vitrinleri ışıl ışıl. Zincirleme bir canlanma.
Ama asıl sihir burada başlıyor: Yastık altındaki 650 ton altın piyasaya akıyor.
Vatandaş, “devlet bu projeye destek veriyor, maliyetler düştü, evim güvende olacak” güvenini görünce yastığındaki altını satıp peşinatı tamamlıyor. Bankalar da bu güven ortamında daha rahat kredi veriyor. Altın, birdenbire “tüketim ve yatırım” aracı olmaktan çıkıp “ekonomik dolaşım” aracı haline geliyor. O altınlar bankalara, döviz tezgahlarına, inşaat ofislerine akarken TL de güçleniyor, cari açık daralıyor, enflasyonun önü kesiliyor.
Kentsel dönüşüm zaten zorunluluk. 1999 depreminden, 6 Şubat felaketinden ders aldık. Hâlâ milyonlarca riskli bina var. Bu binalar ya yıkılacak ya da hepimizi tehdit etmeye devam edecek. Devlet, SGK ve KDV desteğiyle bu süreci hızlandırırsa hem can kaybı riskini azaltır hem de ekonomiyi yeniden rayına oturtur.
Bazılarının aklına “devlet niye yükümlülük üstlensin?” sorusu gelebilir. Cevap çok net: Bu bir harcama değil, yatırımdır. Çünkü devlet, bugün SGK ve KDV’den vazgeçtiği parayı yarın vergi, istihdam ve büyüme olarak katbekat geri alır. Üstelik 650 ton altının ekonomiye girmesiyle oluşacak vergi geliri, o vazgeçilen tutarı kısa sürede telafi eder.
Türkiye’nin ihtiyacı tam da bu: Cesur, hedef odaklı ve sonuç alıcı bir politika. Yastık altındaki altınları “uyandırmak” için kentsel dönüşümü devlet eliyle sübvanse etmek, hem deprem gerçeğine hem de ekonomik durgunluğa aynı anda “çifte darbe” vurmak demektir.
Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Hazine ve Maliye Bakanım, Sayın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanım…
Bu köşe yazısını okurken bir kez daha düşünmenizi istiyorum: 650 ton altın yastık altında dururken, 480 kalem sektör uyurken ve milyonlarca riskli bina bizi beklerken…
Devletin SGK ve KDV desteğini kentsel dönüşüme vererek Türkiye’yi yeniden inşa etme vakti gelmedi mi?
Gelmediyse, ne zaman gelecek?
Kalın sağlıcakla