Aslında her psikolojik rahatsızlığın kendi içinde bazı özel kazançları da var. Biz bunlara sekonder kazanç diyoruz. Sekonder kazançtan beslenmeye alışmak aslında bir çeşit sapmanın ta kendisi. Kendisiyle ancak o zaman ilgilenildiğini anlayan çocuğun ‘mahsuscuktan’ ağlamaya başlaması bu türün ilk örneği sayılabilir.

                Sonrasında bahane bulduğumuz her şey; elektriklerin kesilmesi, sebepsiz karın ağrıları, konversiyon tipi bayılmalar, kız arkadaşların bitmeyen trip nöbetleri hep bu türün örnekleridir. Bir kere hasta olduğunda kocasının eve erken döndüğünü fark eden kadın bu durumu günlerce sürdürebilir. Gerçekten hasta olmadığı anlamına gelmez bu. Çoğu kez gerçekten hastadır bile. Fakat gerçekten hasta olanın bir an önce iyileşme isteğini fark edersiniz; bu vakalarda olmadığı gibi.

                Nevrotik bütün bozuklukların (Depresyon, kaygı bozuklukları, duygu durum bozuklukları vs.) ve dahi psikotik bozuklukların (Şizofreni, organik psikoz, madde kaynaklı psikoz) bile hastalık seyrinin bir yerinde sekonder kazanç karşınıza çıkıverir. Çoğu kez iyileşmeye defans teşkil ettiğinden aslında bunun gerçek bir kazanç olmadığının anlatılması gerekiyordur.

                Sosyopatlarda (psikopat) kendini güçlü ve çekici hissettiren asilik, bağımlı kişiliklerde elde edilen şefkat yaklaşımı, travma sonrası stres bozukluğunda belki önceye göre elde edilen konfor hep bu gruba girer. Aslında bu bir tür kötüye kullanımdır. Kişi bu kez de hastalığını kötüye kullanmaktadır.

                Bu durum hastalığı akut dönemden çıkarıp süreğen hale getirmeye, az zararla atlatılabilecekken giderek karmaşıklaşmasına, az bir maliyetle halledilebilecekken maliyetlerin inanılmaz artmasına, çevre ile ilişkileri bozmadan bitebilecekken bütünüyle ilişkilerin bozulmasına yol açabilecek kadar etkileyici ve belirleyici bir durum. Hastalık pekala kalıcı hale gelip kronikleşebilir sırf bu yüzden. Dahası başlangıç aşamasındaki bir durum derinleşebilir ve hastalığın gradesi (derecesi) artabilir.

                Sosyal ilişkiler açısından da durum bu şekilde ilerliyor. Grup içerisinde yerini bulamayan, pekiştiremeyen fenomenolojik bazı yöntemler geliştiriyor. Kendisine katlanılmaz gelen sosyal içeriklerle baş etme stratejileri ve kendi gerçekliğini kabul ettirme seçenekleri masadayken aslında gerçek olmayan bir yöntem geliştiriyor. Uzaklaşma ve uzaklaşmasını sublime (yüceltme) etme stratejisi. Yöntem çok basit: Kimseyle gerçek bir iletişim başlatmam, aynı kişilerle aralıklı olarak selamlaşırım, mümkünse kulaklıksız meydana çıkmam, kendimi kimseye anlatmam vs.

                Kazancı mı: Harikulade. Sosyal korkularımın açığa çıkmaması yeter de artar bile maliyeti karşılamaya. Yanı sıra eklenen gizem, çok bilmişlik ve coolluk dostum… Hiç de fena bir yatırım değil, di mi? Üstelik özgür de hissettiriyor. Her insan bir sınır çünkü. Tanıyacak ve onun tanıdığı gibi davranan biri haline dönüşeceksiniz. Tanındığınız, sizi bilen herkesin bir çekiş kuklasısınız artık, parmaklarının trapez artistisiniz. Bildiğinden farklı davranırsanız ‘yapmacık’ oluverirsiniz. Tüm bunlara katlanmak yerine gelsin benim keyifli ve ‘cool’ yalnızlığım. İçimdeki koca kalabalık neyime yetmiyor?

                Bir yere kadar elbette işe yarayan stratejilermiş gibi görünebilir. Ve fakat kendimizde geliştirmemiz gereken sosyal beceriler ne olacak? Herkesle bir şekilde uyum sağlayabilme, kendimizi her ortamda ve herkese kabul ettirme potansiyelimizi artırma gereksinmemize ne olacak? Kendimizi çektiğimiz her durumda gerilemiş bir sosyal pozisyon alma durumumuz oluşmuyor mu? Satın alma gücümüzün yetmeyeceğine dair bir inanç pekişmiyor mu? Egoyu korumak adına zenginleşme ve güven duyma kazancını gölgelemiş olmuyor muyuz?

 O yüzden ‘cool’ olmaya eyvallah, tabi. Ancak yüzleşmediğimiz hiçbir sosyal alan bırakmadan ‘cool’ olabilmek.

İşte bütün mesele bu, gerçek kazanım budur işte… Kalın sağlıcakla...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner41

banner38

banner48