Zamanın içerisinde zamanla kaybolmanın üzerimde oluşturduğu tedirginliği, uykusuzluğumla arttırırken artık bu diyardan uzaklaşmanın kaçınılmaz olduğunu itiraf ediyorum. Beklenmedik anda oluşan su buharının karamsarlıkla gözlerimin önünü kesmesinden memnun, boğulduğum ufuklara geçmenin en kolay yolunu bulduğumu biliyorum fakat eğer sağ çıkabilmenin keşfini bulamazsam daha fazla ilerleyemeyeceğimin de farkındayım…

Yalnız başına gökyüzünde ilerlerken beklenmedik misafirlerin uğraması, cansız bedeninin hareketlilikle karşılaşıp yeşerebileceğini hissederken, minik umutlara kapılmasını da engelleyemedi. Belki bir yerlerinde gizli, unutulmuş; uykuya dalmış bir tohumun yeryüzüne inip, suyla buluştuğunda aylardır yattığı yerden kımıldayıp uyanıverirdi. Zamanla büyüyerek serpilir tüm vücuduna yerleşir, renksiz sarımsı çehresini değiştirirdi... Kuş seslerine yeni canlılarla tanışıp onlara ev olabilmek ah ne mükemmel bir histi…

Bir cıvıltının eşliğinde dalan gözlerin, zihni nerelere götürebileceğini herkes tatmıştır eminim. Dile gelmeyen hapsolmuşlukların, bu anlarda isyana kalktığını; bu eylemin bir iki veya daha ne kadar çok oyalanmak istenilirse o kadar fazla direnişte kaldığını gözlemlemişsinizdir. Etrafınızdan sazcı gittiğinde, gözleriniz gerçeklerle yüzleştiğinde kalkıp su içerek içimizdeki isyanı boğup kaldığımız yerden akışa kapılmışsınızdır…

Gökyüzünde süzülen Zeplin de bizden farklı düşünmemektedir. Üzerine konan bir kuşun ötüşüyle umutlarını arttırıp hayallere kapılırken, yeryüzüne indiğinde onun için hazırlanan reklam yazılarının olduğu dış kaplama kâğıtlarıyla karşılaşınca gerçeğe geri dönüş yapar. Omuzlarındaki yük o kadar ağırdır ki adımları da, vücudu da bu ağırlıkla ilerler… Sabretmesi zor olsa da arada bir kapıldığı hayaller onu teselli ederken, dayanma gücünü tazeleyip; kuş seslerinin mucizesi içerisinde kendisini bulur. O anlara ulaşabilmek için var olmanın peşini bırakmaz, o anları tekrar edebilmek için ağır ağır ilerleyerek varlığı yeniler.

Birçok sese kulağımızı tıkayıp, istediğimiz olacak diye direterek kendi bildiğimiz okumaya devam edersek yaşamı güzelleştiren ufak dokunuşları kaybetmeye mahkûm olacağız. Doğanın varlığını bencillikle sınayıp aslında kendimizi yıprattığımızı, aç susuz kalacağımızı anlamayacağız. ‘Biraz daha’ algısı doğru yerde kullanılmadığında mutsuzluğun yayıldığının farkına varmadan rakamlara dönüşen hayatın ortasında varız… Yani diyeceğim o ki zamanın içerisinde zamanla kaybolacağız.

Karagöz- Hacivat ile ilgili yazı yazmayı düşünürken Zeplin fotoğrafıyla karşılaşmam fikrimi değiştirdi. Ola ki içinizi kararttıysam affedin. Amacım bambaşkaydı oysa… 

Bazen bağımlı bazen bağımsız ilerleyen bir dünya,  Yazarlık Dünyası... Kabul ettiğimiz onca şeyin arasında isyan ettiğimiz de birçok nokta olurken bir yorumla bir okurla iletişim halinde olmamız bazı durumları katlanabilir kılıyor tabi. E bir de kısmen özgürlüğün sunulması da işimizin lezzetini arttırıyor.

Uzun zamandır düşündüğüm ara verme konusunu artık içimde bastıramadım. Yönelmem gereken tazelemem gereken noktalarımın varlığı beni durumla karşılaştırdı. Birkaç gönle dokunabildiysem ne mutlu bana… Daha büyük projelerle buluşmak dileğiyle tekrar karşılaşana kadar esenlikler içerisinde kalın. Ve unutmayın, hayat var olduğunuz insanlarla; duygularla güzel. Onların peşini sakın ama sakın bırakmayın!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner41

banner38

banner48