Tik tak tik tak… Nazlı nazlı ilerliyor akreple yelkovan.

‘Nasıl oluyor vakit bir türlü geçmezken, yıllar hayatlar geçiyor…’ E haklı Teoman.

Hızlı geçen anlar hep yalan. Adınız nedir? Anımsayamadım bir an.

İzler dururum yanımda duran boş salıncağı… Keyfini sürüyor; arsızlığının. Vaktin umursamazlığına kapılıp az düşürmedi insanları, az düşünmedi ıssızlığını.

Uçurumun kıyısında,  az daha ilerlese yıldızlara çıkıverecekmiş aslında...

Küçük çocuk gözlerinde yanan ışıkla birden anladı ulaşabileceğini, hızlandırdı yüreğini.

Değdi sonunda yıldızlardan birine. Daha da hırslandı. Hızlandı. Ah bir adım daha. Az kaldı ulaşmasına. Ve şimdi! Atlayıverdi!

Üstü başı parıl parıl tozlarla kaplandı, yuvarlanınca... Hızla silkelendi, etrafını izledi.

Uzaklarda bir karartı belirdi. Şeklin varlığı dışında tanımlanamayan, düzlükte bulunan tek çıkıntı. Adımlarını sıklaştırıp yanına bir solukta vardı.

Paltoyla üstü örtülü bir adam. Uzun ve beyaz sakalları; örgülü saçlarıyla muazzam.

Uyanmasından korkarak nefes sesini bile saklamaya çalışıp, hayranlığın verdiği dalgınlıkla saatlerce izledi küçük çocuk karşısında yatan adamı. His bu ya! Gözleri açılıverdi bir an da adamın.

Doğrulup oturdu yere, yanını işaret edip yer gösterdi karşısında bulunan küçüğe.

Bir anlık tereddütten sonra başladı sorular yöneltmeye. Şaşkınlığını bir türlü bastıramayan minik ardı ardına sıralayıp cümlelerini, zorladı düşüncelerini.

Soruların, cevapların tükendiği an. Çiseleyen su damlaları eşliğinde uzunca bir süre sessizlik içerisinde oturdular.

Sessizliğin ahengi kapladı her yanlarını. Gözleri doluverdi küçük cancağızımın.

Annesini özlemişti. Tıpkı oluşan ahenk gibi hissediverdi yüreğindeki özlemin derinliğini.

Tanımak yetmezdi özlemek için. Varlığını etrafında hissettiğin de bir ıslaklık sezerdi yüzünde.

Yüreği. Camdandı sanki. Çabucak kırılıp çöpte bulurdu kendini.

Anlamsızlaşan an geçip gitmek bilmedi. Cümleler tükendi. Gerek var mıydı? Bunu da tam olarak bilemedi.

Tam doğrulurken adamla göz göze geldi. Elini uzatıp kalkmasını bekledi.

Ne kadar yılın geçtiğini bilmeden oturup, uyumuştu burada. Yürüyemezsem endişesiyle ürkekleşen yüreği, yavaşlattı tutmak için uzattığı elini.

 Ağır çekimde izlediğimiz film gibiydi ilerlemeleri. Her adımı anlatıyordu hikâyesini. Anlattıkça rahatlıyor rahatladıkça da hızlanıyordu.

Küçük çocuğun ilk adım attığı yere ulaştılar. Sığmadı ayakları bıraktığı izlerine. Etrafı kolaçan edip salıncağını aradı ait olduğu yere gidebilmek için.

Gözlerini kısıp baktığında anladı bir daha bulamayacağını, anladı evine varamayacağını. Yaşlı adam istemsizce sarıldı, ağlayan küçük çocuğa…

Teselli… Aydınlatıverdi her yeri. Filizlendi yaşlı adamın yıllar önce ektikleri. Sarkan dalların yaprakları küçük çocukla yaşlı adamı kucaklayıp sürükledi.

Çakmak çakmak bakan gözleri birbirine kenetlenip sevindi.

Dünya güzeldi, dünyası düzeldi.

Yere adımını attığında herşey bıraktığı gibiydi.

Değişense bir tek düşleri…

Güneş tozlarına bulanmış düşleri herkesin göz bebeğiydi!

Esenlikler içerisinde kalın sevgili okurlarım! Unutmayın sizinle, sevgiyle beraber varım, yoldaşınızım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner48