Eylül ayında üniversitelerimiz açıldı. Yeni öğrencilerimiz 2017 Yüksek Öğrenime Geçiş Sınavı ( YGS ) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarına göre öğretime başladılar. Ancak 2017’de ilan edilen kontenjanlardan 332 bini boş kaldı. Bu açık kontenjanlar ekonomik anlamda büyük bir kayıptır. Çünkü her bir kontenjan için gerekli öğretim üyesi, bina ve sistem girdileri gibi yatırımlar yapılmıştır. Bu alanda yapılan yatırımlar ön lisans için iki yıl lisans içinde, dört yıl atıl vaziyette kalacaktır. Kontenjanların boş kalma nedeni nedir? Sorumluları kimlerdir? Sorgulanmalıdır. Boş kalan kontenjanlar öğrenciler tarafından kabul görmeyen, mezuniyetinde öğrencilere katma değer oluşturmayan alanlar mıdır? Öyleyse bu kontenjanlar niçin açılmıştır? Öğrenciler tarafından tercih edilebilecek, toplumun ihtiyacı olan kontenjanlar ise;  öğrencilerin öğrenim sistemlerine girmelerini engelleyen faktörler nelerdir? Bu engeller nasıl kaldırılabilir?

YGS’de Türkçe, Matematik, Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler derslerinde 40 ar sorudan toplamda 160 soru sorulmaktadır. 2017 YGS’ye 2 milyonun üzerinde kişi girmiştir. Sınava giren kişilerin derslere göre ortalaması Türkçe 17, Matematik 5, Fen Bilimleri 5, Sosyal Bilimler 12’dir. Bu tablo çok düşündürücüdür. Liseden mezun olan öğrencilerin başarısı olarak bu tabloyu kabul edersek eğitim sistemindeki başarı durumu tamamen bir iflastır. Eğitim sistemini ekonomik sistem olarak kabul eder, okulları da birer fabrika olarak görürsek, bu tabloya göre nasıl fabrikaların kapanması gerekiyorsa verimlilik sağlamayan okulların da kapanması gerekir. Tablo budur. Önce gerçekler açıkça görünmelidir. Her şey masanın üzerinde olmalıdır. Hiçbir şey halının altına süpürülmemelidir. Bu tabloya göre 655 bin kişi 500 tam puan alarak hesaplanan sınav sisteminde 180 puan barajını geçemediğinden LYS’ye girme hakkı kazanamamıştır. LYS’ye girme hakkı olarak kabul edilen 180 puan da ayrıca incelemeye alınmalıdır. 500 tam puan üzerinden 180 puan; yüzde 36 başarı, 100 puan da 36 puan demektir. Bu rakam ve puanın başarı olarak kabul edilmesi de ayrıca düşündürücüdür. Çünkü ortaöğretimde geçer puan yüz üzerinden 45’tir.

2015 yılında Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) yüksek öğretimde kaliteyi artırmak için tercihlerde başarı sıralamasına kota koyma kararı almıştır. Bazı fakültelerin tercih puanlarına göre başarı sıralamalarının ne olacağını belirlemiştir. Hukukta TM3’ten 150 bin, mühendislikte MF4’ten 240 bin, öğretmenlikte TM3’ten 240 bin gibi başarı sıralamalarına giren öğrencilerin tercih yapabilecekleri ilan edilmiştir. Bu kota öğrencilerin tercihini zorlaştıran bir uygulamadır. Çünkü puan türlerinin fazla olmasıyla kotaya giren ancak hakkını başka yerde kullanan öğrencileri dikkate almayan bu uygulama, kontenjanların boş kalmasına neden olmuştur.

Daha önceki yıllarda teknik meslek liselerinden ön lisans programlarına geçişte, ortaöğretim başarı puanı esas alınıp yerleştirme yapılıyordu. Böylece Teknik Meslek Liseleri’nde teknisyen olan öğrencilerimizden başarılı olanlara teknikerlik yolu açılıyordu. Ancak bu yıl sınavsız geçiş hakkı iptal edilerek Teknik Meslek Lisesi öğrencilerine de ön lisans programlarına sınavla geçiş zorunluluğu getirilmiştir. Bu zorunluluk teorik sınavlarda başarılı olamayan Teknik Meslek Lisesi öğrencilerinin önünü kesmiştir. Uygulamalı derslerde başarılı olan öğrencilerin okullardaki teorik derslerinin yetersiz olmasından dolayı, YGS’de yeterli puanı da toplayamayınca tekniker olma hayalleri de suya düşmüştür. Bu uygulamada yalnızca öğrencilerimiz kaybetmemiş, kaybeden milletimiz olmuştur.

Temel eğitimden ortaöğretime geçiş sınavı belirsizliğinin sürdüğü günümüzde, üniversiteye giriş YGS ve LYS de sorgulanmaya başlandı. Üniversiteye girişte 18 puan türü kullanıldığı, bunun kafa karışıklığına neden olduğu, Mart ayında yapılan YGS’nin öğrencilerde motivasyon eksiliğine yol açtığı gibi ifadeler ortalıkta dolaşıyor. İlgililer kesin olmamakla birlikte sesli düşünmeye başladılar. İlgililer; puan türlerinin, sınav ve soru sayılarının azaltılacağını, sınav süresinin sorulara göre artırılacağını, yanlışların doğruları götürmeyeceğini, kapsayan bir sistem arayışı içerisinde olduklarını açıklıyorlar. Eğitim sistemimizin her aşamasında sorunlarla boğuşan bir Türkiye gerçeği önümüzde duruyor. Bu sorunlar yıllardan beri çözülemedi. Eğitimde insanı merkeze almayan denemeler sorunları çözemez. Eğitim sistemini düzeltmek hepimizin ortak görevi. Bunun için de ortak akıl üretmek zorundayız. Geçen yazımda “Öğrencilerimiz yalnızca idareci ve öğretmenlere bırakılacak kadar değersiz değildir” Japon atasözünü sizinle paylaşmıştım. Bir okurum beni arayarak “Çok haklı bir söz, kamuya öğretmen alımında kendi branşlarıyla ilgili yapılan yeterlilik sınavında öğretmenlerin okutmaya talip oldukları derslerdeki ortalama netleri çok düşündürücü” dedi. Öğretmen alımındaki yeterlilik sınavında sorulan 50 soruda 311 bin öğretmenin kendi branşlarındaki ortalamaları 22 çıkmış. Bazı derslerin ortalamaları çok düşük görünüyor. Örneğin; lise matematik öğretmenlerinin matematik ortalamaları 10 olarak tespit edilmiş. Yani yüzde 20 başarı 100 üzerinden 20 puan.

Eğitimde acil çözüm bulmak zorundayız. Toplumumuzun tek dayanak noktası insan gücüdür. İnsan gücümüzün ne anlam taşıdığı 15 Temmuz’da milletimizin darbecilere verdiği cevapta bir kez daha anlaşıldı. Kahramanlıkta, üretimde, hizmette her alanda insan gücü olarak varız. Ancak biz eğitim alanında nice değerli uygulamaları hak ediyoruz. Yetkililere duyurulur…

Selam ve dua ile…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48