Bir sol bir sağ yanıma bakıp duraksadım. Sahi neredeydi?

Takip ettiğim sadece bir desendi. Gördüğüm, gözümü açabildiğim noktalar attığım adımlarla, artan soğukla sınırlanıp; termostaki çayı düşündükçe içimi ısıtan düşleri yürüdüğüm yollara ekmek kırıntılarını serper gibi bırakıyorum. Ulaşacağım anı, gökyüzüne bırakılan güvercinleri, kazanlarda pişirilen yemekleri, üzerimize verilen temiz elbiseleri, sobanın yanında hazırlanan döşekleri ve daha birçok kutlama anını anımsatan fikirleri aynı kaba koydum. Kaşıklarken tasımı, son damlanın ziyan olmasına gönlümün izin vermesini anlamazken yola düşmenin vaktini desenlerin gözüme çarpmasıyla, hadi kalk edasıyla anladım...

Ufak tefek girizgâhlara sığınan akıl, bir var olup bir yok olan ritimlere benziyordu. Boğuk, kalın, sıkışmış ve kapıya tam yaklaşmışken sahibi tarafından tasmasından tutulup geri çekilen bir varlık gibi aynı zamanda insanlarda yapma isteği, alma hazzı uyandıran bir bas gibi. Uçmalık olan düşlerimi anımsayıp yavaşça erimelerine izin vererek, aklımı yitirdim, sahi düşleri ne çok severdim…

Salyangozumu hatırladım. Sümüksü vücudu, aheste hareketleri, dik duran antenleri ve sert kabuğu… Garip hayvanlardı bu salyangozlar, bir yanım üzülürken bir yanım özeniyordu onlara. Kabukları kimine göre evleri, kimine göre kalkanlarıydı bana göre ise sadece montlarıydı... Bazıları yalnız başına olmalarına rağmen ‘Yuvalarını sırtında taşıyorlar.’ diyenleri yadırgıyordum. Yalnız başına yuva olur muydu? Bilmiyorum. Belki de ben bu durumu abartıyorum. Peki ya kalkanı diyenler(!) Basit bir güçle anında paramparça olacak bu ince yapının neresi kalkan olabilirdi? İnsanları böyle zamanlarda anlamak, neye ihtiyaç duyarlarsa, neye özlem hissederlerse, en ufak karşılaştıkları varlıkları bile ona benzettiklerini görmek pekte güç değildi. Belki de yine yanılgılarımın pençesindeydim. Tek başıma sürekli olmayan bu yolda salyangozumu hatırlamam acaba benim neye özlem duyduğumun habercisiydi?

Sazlıkların rüzgârla dans edişlerini izlerken, müziğin ahengine kapılıp burada bulduğum salyangozumun neyi anımsattığını şimdi anlamlandı. Hafif bir sıcaklıkla üzerime serpilen güneş tozlarının yüzümde, gözlerimde kısacası vücudumun her zerresinde oluşturduğu tebessümün ve keyfin özlemini midemin iç içe geçip büzülmesini hissederken; bu soğukta salyangozumun benden uzaklarda olduğunu fark edip yanaklarıma doğru sızan sıcak sıvının sabrına kapılıp önümdeki deseni gözlerimi kısarak takip ediyorum.

Bir, bir; iki, evet burada iki ve üç, üç… Sayıların büyüsü kitaplarda, mezar taşlarındaki tarihlerde yakalayıverirdi beyin denilen cevizimsi gerçeği. Yolun sonuna varamazsam acaba bir mezarım olabilir miydi? Törpülenmiş kenarları, yassı gibi mermerlerin büyüsünü de ekledim serpilen düş kırıntılarına. Böylelikle heybemin doluluğu uzun yolun müjdecisiydi, bacaklarımın sızını soğuğun sinsiliğiyle sarhoş olmasına göz yummak şu an yapabileceğim en güzel kabullenişti.

Karşıma çıkan evlerin oluşturduğu sevinç ansızın kucakladı bedenimi. Tek tük yanan ışıklar uyumayan gözlerin müjdecisi olurken hızımın artışına kapıldım. Önümde takip ettiğim deseni bir sağa bir sola bakıp aradım. Sahi neredeydi?

Bulamadım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner41

banner38

banner48