‘Yeryüzünde beni sorgulamayan, bana işkence yapmayan insan var mıydı gerçekten?’  -Stefan Zweig

Kurduğum cümlelerin sürekli yorumlanması; omuzlarımın gerginleşmesine, kinimin tazelenmesine ve aramalarımın seyrelmesine neden oluyor. Arkadaş ortamım gün geçtikçe azalıyor, evimden çıkma isteğim kayboluyor. Oysaki nasıl da muhtacız paylaşmaya… Çokta meraklıyız hayatın sunduklarına, sunacaklarına. Kimisi dualarda arıyor çareyi kimisi de fallarda.

Gün geçtikçe suskunlaşmam da tabiatımla çelişiyor. Tıpkı Pessoa’nın dediği gibi; ‘Ne zavallı bir hayat benimki; çok şey hissedip yeterince yaşayamıyor.’

Bencilliğin bile kıymeti hissedilebildiğinde oluyor. Son zamanlar da bu şöyle algılanır o böyle düşünür derdi içimi kemiriyor, her bir sözümün değeri azalıyor. Susmama izin veren bir avuç dostuma olan küskünlüğüm artıyor.

Derin bir uyku da olan ruhumun yeterince dinlendiğinin farkındayım. Eski cesaretimi özleyip; gözü karalığı, cahilliği karanlıkta yaktığım mum alevinin yaydığı ışıkta, kalabalık saman tanelerinin içerisinde arıyorum. Eğer elimi titretirsem her yerin alev alacağını biliyorum.

Bir koşu kendimi yakmaktan korkarak bahçeye atıyorum. Sessizliğin ve ıssızlığın hâkimliği korkutmuyor beni, aksine cesaretlendiriyor yüreğimi.  Kapatıp gözlerimi yıldızları hissetmek istiyorum. Tozlarının başımdan aşağı dökülüşünü, her yerimin parıl parıl parlamasını, avuçlarımdan taşarak toprağa ulaşmasını…

Hayat gerçekçi olmak için çok kısa… Tecrübelerim gerçekleri anımsatmasını, titreyen bedenimin panikle sağa sola haykırmasını hayretle izleyip, yadırgıyorum. Ihlamur kokusunun özleminde ayva yapraklarının lezzetinde arıyorum huzuru bir türlü bulamıyorum.

Beni sevenleri yazdığım her cümleyle yavaş yavaş öldürüyorum. Aldırmamayı diliyorum, uçamayacağımı bilerek verilen can lokmasını bir hamle de yutuyorum.

Son günler de sürekli aynı düşünceyle uyuyup uyanıyorum. Heyecanı bütün vücudumu kaplıyor. Etrafıma boş gözlerle bakmak, yüklemlere dikkat ederek karşımdaki insanı dinlediğime inandırmak beni aynı fikirden alıkoymuyor.  Birçok şairin, sanatçının bilim adamının bu yolu seçmesi, isteğimi daha da körüklüyor. Ah ne müthiş bir his bu! İçimi kıpır kıpır yapan, her şeyi basite alan ve hayatımın kalemini ellerime bırakan… Biri duyar biri değiştirmeye kalkar diye korkup kimselerle paylaşmıyorum. Gizli gizli sevinerek mutluluğumu yaşıyorum. 

Ne güzelmiş saklamaya çalışma hissi… Zorunluluk içermeyen, kendi tercihinle susmanın cezbi... Her hüznümün nedenini daha iyi anlıyorum şimdi. Yorgunluğum heyecanımı körüklüyor. Yaşamsa kabusa dönmeye başlıyor. Her şeye rağmen kabul etmiyorum sunulan merhemleri. Hazırlıyorum düşlerimi, yumuyorum gözlerimi.

Havaların kapalı olmamasını dileyip, konularımın benden bağımsız ilerlediğini belirterek bu haftaya merhaba diyorum sevgili okurlarım… Sayımız oldukça az olsa da size karşı olan minnettarlığımı bilmenizi istiyorum. Sevgiyle kalmanızı, bağımızı koparmadan yaşam sevincinizi bırakmamanızı umuyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yeşim 2017-10-30 19:27:31

Bu havalarda bir çok kişinin "Of içim daralıyor ama sebebini bilmiyorum." düşüncesine tercüman olan bir yazı olmuş. Kalemine sağlık Özlem Gül .

banner39

banner41

banner38

banner48