Bir yılı daha tarihin tozlu raflarına uğurladık… Geride bırakmak üzere olduğumuz yıla dair iyi, kötü, ihtişamlı, trajik bolca hatıramız var. Barcelona ve Paris Saint-Germain birbirleriyle eşleştiklerinde kesin olan tek şey harika iki maça tanık olacağımızdı. İki takım için de “rakibine açıkça üstünlük kurar” gibi şeyler söyleyemezdik. 14 Şubat tarihinde Parc des Princes’de oynanan karşılaşmayı 4-0 PSG kazandı. Maçı PSG’nin kazanması çok sıra dışı bir durum değildi tabii ki ama skorun 4-0 olması ve Barcelona’nın bu kadar önemli bir maçta çok da iyi durumda görünmemesi insanları şaşırtan nokta olmuştu.

Rövanş için 8 Mart’ta PSG Nou Camp’a konuk oldu. Barcelona’nın tur atlayabilmesi için 5-0, 6-1 gibi skorlar gerekiyordu. Aslında bu maç ile ilgili herkesin aklında net bir son vardı; eğer bir futbol mucizesi olmazsa Barcelona hiç de alışkın olmadığımız bir şekilde henüz son 16 turunda Devler Ligi’ne veda edecekti. Fakat söz konusu takım Barcelona olunca, Suarez’in henüz üçüncü dakikada attığı gol, daha atılması gereken çokça gol olmasına rağmen umutlanmak için yeterliydi. Maçın 88. dakikasına kadar skor 3-1’di. İşte bu dakikadan sonra uzatmalarla birlikte yedi dakikalık bir mucize izledik. Barcelona bu yedi dakikada tam üç gol bulmuş ve turu atlamayı başaran taraf olmuştu. Sanırım bu maç, futbol izlemeye başladığım ilk dönemlerden itibaren tanık olduğum -beni en sevindiren olmasa da- en önemli geri dönüştü.

2016-17 sezonu Şampiyonlar Ligi çeyrek finalindeki Real Madrid - Bayern Münih rövanşı… Normal süresi 2-1 Bayern üstünlüğüyle, uzatmaları ise 4-2 Real galibiyetiyle biten, futbol kalitesi ve heyecan açısından zirveye çok yaklaşan bir mücadeleydi. Ancak hafıza tazelemek için özeti açtığımda maçın hakemi Viktor Kassai’nin rezil performansını hatırladım; haliyle hakemlerin futbol keyfimizi ne denli dibe çektiğini de… Hakemin bu kadar etki ettiği bir maçı yılın en iyisi olarak göremedim. Bir diğer aday olarak yine Bayern Münih’in RB Leipzig deplasmanından son beş dakikadaki üç golle 5-4 galip çıktığı Bundesliga maçı aklıma geldi ancak bu maçın da eksiği, iddiaydı. Öncesinde Bayern şampiyonluğu, Leipzig de ikinciliği garantilemişti ve bu ortamda oynanan bir müsabakayı da yılın en iyisi olarak göremedim. 4-4’lük Real Sociedad – Real Betis maçı, 5-3’lük Manchester City-Monaco maçı, Beşiktaş’ın deplasmanda 4-3 kazandığı Trabzonspor maçı; her birini düşündüm… Ama sonunda yine bir Barcelona maçında karar kıldım.

Bazılarına göre Türkiye’nin en büyük rekabeti, Galatasaray - Fenerbahçe derbileri  ama bu derbiler futbol adına izleyenlere hiçbir şey vadetmiyor. 23 Nisan günü Galatasaray’ın ev sahipliğinde oynanan maç da gerçek bir ömür törpüsüydü. Bu maçın son düdüğünden çok kısa bir süre sonra başlayan Real Madrid – Barcelona maçı ise adeta bir futbol kürü gibi imdada yetişmişti. La Liga’da şampiyonluk yarışının bitimi ya da devamı anlamına gelen maçta bir o taraf, bir bu taraf öne geçerken son dakikada son sözü söyleyen, 500. golüyle Lionel Messi olmuştu. Gerçi bu maçta da hakem yönetimi skandaldı ama o da bizim çelişkimiz olsun…

Juventus, Şampiyonlar Ligi final yürüyüşüyle benim gibi İtalyan futbolu severleri heyecanlandırmıştı. Maç çok iyi başladı, ilk yarıda Mario Mandzukic’in golü, Juventus sempatizanlarını heyecanlandırdı. Ancak ikinci yarıya Casemiro-Luka Modric-Toni Kroos orta sahası damga vurdu. Sonuç olarak, orta sahasından güç alan Real Madrid, gol yemesi zor görülen Juventus savunmasını 4-1’lik skorla dağıtmayı başardı. Bu sonuç, İtalyan futbolu takipçilerini üzse de geriye futbol adına yılın en keyifli maçlarından biri kaldı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner41

banner38

banner48