Gözlerimi açtığımda bir odadaydım. Nasıl geldiğimi bilmediğim ne ara oturmayı seçtiğimi hatırlayamadığım bir taburenin üzerindeyim. Üç tane karınca geziyordu etrafımda. Ne aradıklarını bilen ne yönde ilerleyebileceklerini sezen tavırları ilgimi çekiyordu. Üzerime doğru geldiklerinde ayaklarımı kaldırıyordum, bana dokunmamaları için… Oysa severim karıncaları şimdi neden korkuyorum diye kendimi sorguluyordum.

Küçük bir kurt gezinmeye başladı. Kurt gibi vücudu akrep gibi kıskacıvardı, rengi de ten rengiydi. Avare avare geziniyor daracık alanda. Kapıya yönelmek istedikçe daha da artan korkumla yerime çivileniyordum elbiselerimden ve ayaklarımdan. Sandalyem bugüne kadar yoğun hissetmediğim derece de güvenle bezeliydi. Koltuk sevdalıları gibi huzur sanıp devam ediyorum yerimden kımıldamamaya.

Uzunca bir zaman sonra ayaklarımın uyuştuğunu sıkıldığımı fark ettim. Kalkmam lazım bir cesaretle diye düşünürken kurtla göz göze gelmem bir oldu. Zıpladım bir an da sandalyenin üzerine o da hızlandı panikle, kaçacak yer aradı kendine. Karıncalardan korktuğumu sezmişçesine güzel bir tebessümle yedi hepsini tek tek... Şaşkınlıkla onu izlerken zeminden bir çukur açılıverdi, o da önce etrafında gezindi sonra da bana el sallayarak çukura giriverdi. Bir ışık çarparken gözlerime çukurun hiç var olmamışçasına kapandığına şahitlik ettim. İçime dolan huzurla kapıya doğru ilerledim.

Kapıyı açtığımda güneşin yüzüme vurmasının tadını bir iki saniye olsa da çıkardım. Hoş geldin der gibi karşılıyordu beni, içimi ısıtması bir an savurdu düşüncelerimi. Ağır adımlarla bahçeye doğru yöneldim ve etrafımı keyifle birkaç dakika da süzüverdim.

Sarışın bir bebeğin sesini takip etmeye başladığımda meyve kasasının içerisinde ağladığını gördüm. O ağlıyordu bense hayran hayran izliyordum minik ellerini, gövdesini ve gözlerinden yanaklarına doğru oluşan ıslaklığı… Annelere çocuk derdini anlatabildiğinde rahat edersin derlerdi büyükler. Bilmezler miydi ki asıl dinlenilirlerse anlaşılabileceklerini…

Dalgın dalgın izlerken miniği annesi bana doğru döndü, benden portakal istediğini söyledi. Nereden bulacağım temalı bakışımı yakalamış olmalı ki gözleriyle sağ tarafa bakmamı işaret etti. Yanımda bulunan kasalı aracı gördüm. Kasasından yüzlerce portakal bana doğru merhaba çığlığı atmaya başladı. Bir tanesiyle ellerim buluştu ve çok alışmadan bebeğin eline tutuşturdum. Ağzı bir hevesle açılan bebek bana bir gülücük atıp portakalı soymaya başladı. Başımı bebeğin önünde duran kaba çevirdiğim de ise bir sürü portakal kabuğunu görünce şaşırdım. Bu kadar çok portakalı nasıl yer diye kendimi düşünmekten alıkoyamadım…

Günler günleri kovaladı ben bu uçmalık rüyalarımdan kurtulamadım. Gerçi kurtulmak istedim mi? Herhangi bir çaba harcamadığıma göre istemediğimi anladım.

Hedeflerimizin çokluğu hiçbir adım atmamamıza sadece kararsızlığımızla sürüncemeye yol açtığına sizlerde şahit olmuşsunuzdur. Rüyalarıma giren karıncaların her biri hedefimdi. Kimseye söyleyemem ise uzunca bir süre yerimde sayıklamam gerektirdi. Ve o kurt. Bu aralar başıma gelen en güzel zaman kaybım idi. Konuşmanın verdiği özgürlük elimdekilerin kıymetini hatırlatanlarla güzelleşti. Ön yargılarımızın kırılması kimden kime nasıl bir fayda geleceğini bilmememiz bize sunulan gizemdi. Daha doğrusu insanı insana muhtaç kılan bir süreci özetlemekteydi…

Haftaya görüşmek üzere sevgili okurlarım. Yorumlarınızı dinlemeyi her zaman çok sevdiğimi unutmayın. Esenliklerle kalın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner48