1635'te IV. Murad'ın Revan (Erivan) ve Bağdat'ı geri alması ve bu arada İran'da Şah I. Abbas'ın ölümüyle 17 Mayıs 1639'da Kasr-ı Şirin'de Türkiye İran sınır anlaşması imzalandı. Bu anlaşma zamanımıza kadar kayda değer bir değişiklik olmadan 379 yıldır devam ediyor.

Antlaşmanın bazı maddeleri şöyle;

1)İran'ın kuzey sınırı,

2)Kars, Ahıska ve Van Osmanlı topraklarında kalacak,

3) Sınırın her iki tarafında kalan kaleler ve istihkamlar yıkılacak,

4) İlk üç halife (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman) ile Hz. Muhammed'in eşi Hz. Ayşe'ye hutbelerde ‘hakaret ve lanet’ edilmeyecek maddesi yer almaktadır.

Bu son maddeden de anlaşılacağı gibi Osmanlı ile İran arasındaki anlaşmazlıklar sadece sınır anlaşmazlıklarından ibaret değil, Şiilerin ehli sünnetin ‘’Annemiz’’ dediği peygamberimizin hanımı Hz. Aişe’ye ve dost ve arkadaşları Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömer ve Hz. Osman’a karşı söyledikleri yalan, iftira, hakaret ve küfürlerin iki devletin arasında gerginlik oluşturmasıdır. Ne yazık ki, İran’ın bu anlayışı iç ve dış politikasında hala değişmemiş olmasıdır. İran’ın Ortadoğu ve Suriye'deki tutumu bunun en bariz örneğidir.

Terör yuvalarını temizleme amacıyla Türkiye'nin Afrin'e yönelik başlattığı Zeytin Dalı Harekatı’ndan sonra, önce İran'ın Kürt kökenli meclis üyelerinin başlattığı Türkiye karşıtı söylemler resmi ağızlardan da ifade ediliyor. Tahran'ın Rusya baskısı olmasa bunu daha yüksek perdeden seslendireceği biliniyor.

Zeytin Dalı Operasyonundan sonra İran Türkiye'nin Suriye'deki varlığından ve bölgedeki yeniden yapılanmadaki pozisyonundan rahatsız olduğunu her fırsatta dile getiriliyor. Bu coğrafyada kendisine rakip gördüğü tek ülke Türkiye çünkü.

İran bir tarafta Türkiye'nin ABD ile arasının bozulmasından, iki devlet arasında var olan gerginliklerin artmasından memnun, diğer taraftan Suriye ve Irak'taki varlığından rahatsız, bir başka taraftan da şimdiye kadar Taşeron olarak kullandığı PKK ve türevlerinin temizlenmesinden, en fazla da Suriye'nin yeniden yapılanmasında Türkiye'nin alacağı pozisyondan rahatsız.

Hizbullah ve Şii milislerden oluşturduğu paralı askerlere yıllardır milyarlarca dolar harcadığını, bunun da İran'ın iç politikasında büyük rahatsızlıklar oluşturduğu, bilhassa İran'ın derin devleti ve yöneticileri pekala biliyor. İran'daki halk ayaklanmalarında insanların, ’’Suriye'yi bırak İran'a bak!’’ sloganıyla kolluk güçleriyle çatışması buna en güzel örnek.

‘’Rusya-Türkiye-İran’ın Suriye üzerindeki ittifakının ne zaman bozulacağı’’ sorusunu şimdiden kendimize sormamız ve ona göre politikalar geliştirmemiz yersiz ve erken bir kaygı değildir.

Afrin merkezine doğru hareket ederken Türk ordusunun sert tavrı ile geri dönmek zorunda kalan rejim güçlerinin İran destekli milislerden olduğunu biliyoruz. Bunun PKK uzantıları ile rejim güçlerini (!) bir araya getirme oyunu olduğunu, Esad'ın kendi başına alacağı bir karar olmadığını da biliyoruz.

Hiçbir hususu da ne komşumuz İran’a, ne de dost gibi görünen Rusya'ya güven olmayacağı, hesaplarımızı bu gerçeğe göre yapmak zorunda olduğumuzu, diplomasimizi buna göre yürütmemizin önemi ve ehemmiyetini her zaman aklımızın en üst köşesinde tutmalıyız.

Türkiye, Esad'lı, İran ise, Esad'sız bir Suriye'yi düşünmek bile istemediğini unutmayalım. İran’ın esas endişesi Suriye'nin yeniden yapılanmasında Türkiye'nin mutlaka masada olacağı hususudur.

İran, Türkiye'yi Esad ile aynı masaya oturtmak istese de, bunun öyle kolay kolay olmayacağını da biliyor. Türkiye açısından İran'ı güvensiz yapan onu ikiyüzlü tavrı ve siyasetidir. Ne yazık ki İran'ın kaypak, tutarsız politikası ta kendisi olmaya devam ediyor.

İran’ın mezhebi politikası Mehdi (a.s) gelinceye kadar devam edebilir. Ama Mehdi (a.s) gelince herhalde ilk ortadan kaldıracağı, ‘Sadece kendilerini Müslüman ve diğer Müslümanları İslam dışı görenler’ sapık anlayışların olacağı gerçeğidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner48