Bursa’ya geldiğim ilk günlerde, bir arkadaşımla Tophaneye çıktık. Buradan Bursa’yı seyreylerken hem şaşırdım, hem kızdım hem de üzüldüm! Üzüldüm; çünkü tophaneden aşağı Bursa’yı seyretmek hiç de hoş değildi. Bir beton deryasına bakmak, gözlere zulümden başka ne fayda sağlar ki insana! Şaşırdım; hani hep Yeşil Bursa derlerdi ya, karşımdaki manzarada yeşilin ‘Y’ si yoktu! Yeşil, her halde bu beton deryasından ürkerek Uludağ’a kaçmış! Kızdım, yıllardır yeşil Bursa diyerek aldatıldığımız için!

Bu görüşlerimi arkadaşıma da söyledim. “Yanılıyorsun, Bursa hakkında bir fikre varmak için acele etme” dedi. Evet, çok sürmedi, Bursa’ya alışıp biraz daha tanıdıkça yanıldığımı anladım, hatta Tophane’deki sözlerimden dolayı da pişmanlık bile yaşadım. Ve bu gün itibariyle Bursa hakkındaki fikrim; Bursa; Yeşil Bursa, Ulu Bursa unvanlarını layıkıyla hak etmektedir.

Ancak yine de misafirlerimizi ve turistleri Tophaneye çıkarmak hususunda tereddütlerim var. Hiç çıkarmayalım diyeceğim, olmaz! Çünkü burası Şehrimizin en önemli tarihi-turistik ortamlarının başında gelmekte, dolayısıyla genellikle turist kafileleri gezilerine buradan başlamayı tercih ediyorlar. Lakin bir şekilde misafirlerimizin ve turistlerin buradan Bursa’ya bakmalarına engel olmamız lazım. Bunun içinde mutlaka bir formül üretmek, bir çare bulmak zorundayız!

Aslında şimdi çok daha ilginç bir fikir geldi aklıma; buradan ziyaretçilerimizi bizzat seyrettirelim ve gördükleri bu beton deryasının çarpık şehirleşmeye kötü bir örnek olarak özellikle sergilendiğini söyleyelim! Bunlar işin şakası tabi ki, ancak her türlü güzelliği içinde barındıran Bursa’mızın en büyük sıkıntısının da çarpık şehirleşme olduğu, karşımızda çırılçıplak duran acı bir gerçektir.

Şehrin simgesi ulu çınarlar gibi yüzlerce yıllık tarihi eserler; camiler, hanlar, hamamlar, görenlerin hayran kaldığı tarihi konaklar, eski evler, ince sanat eseri çeşmeler hepsi yanı başlarına hoyratça dikilmiş, mimari kaygıdan, estetik ve görsellikten uzak beton binaların gölgelerinde kalarak, çarpık yapılaşmanın içerisinde kaybolmuşlar.

Keşke zamanında iyi bir planlama yapılabilseymiş; şehir planlamacılar, mimarlar, sanat tarihçileri gibi işin uzmanlarınca hazırlanmış projeye göre Yıldırım Külliyesinden, 1. Murat’a kadar, şehrin ortasında ki ‘Kadim Şehir’ sit alanı olarak tescillenip, bu alan içerisinde kesinlikle tarihi yapıları gölgeleyecek yükseklikte yapılara izin verilmeyip ancak tarihi dokuya uygun yapılaşmaya müsaade edilseymiş.

Şimdi Tophane’den bakarken başka bir Bursa seyrediyor olacaktık ve misafirlerimizi özellikle Tophaneye çıkarıp, onlar şehri hayranlıkla seyreylerken biz de gururla bu harika manzara içerisinde tek tek görünen tarihi eserler hakkında bilgiler vermenin keyfini yaşayacaktık.

Son zamanlarda, tarihi eserlere karşı yerel yönetimlerinin yükselen ilgisi oldukça sevindiricidir. Şehirdeki tarihi eserlerin ve tarihi-kültürel-folklorik yönlerden önem ve özelliği olan, mimari ve görsellik açısından da önem arz eden yapıların çevreleri açılıp, düzenlenmekte, yıkılmış veya çok kütü durumda olanlar tespit edilerek orijinaline yakın bir şekilde yeniden yapılmakta veya restore edilmekteler.

Bunlar güzel şeyler. Ancak keşke böyle lokal olarak tek tek eserler üzerinde çalışmalar yapmak yerine daha geniş alanlar üzerinde düzenlemeye gidilse. Yani bir sokaktaki tarihi eserin bitişiğindeki birkaç yapıyı kaldırıp o eserin çevresini açmak yerine o sokak hatta mahalle baştanbaşa tarihi özelliklerine ve tarihi dokuya uygun olarak düzenlenebilse, daha iyi olmaz mı?

Daha önceki bir yazımda da bahsettiğim gibi ‘kavimler göçü’ misali yoğun göç akımları sebebiyle Bursa’da maalesef planlı bir kentleşme yapılamamış. Dolayısıyla bundan kaynaklı birçok sorunla karşı karşıya kalmışız.

Bugün Bursa’da herkesin hem fikir olduğu en önemli sorun trafiktir! İşte trafikte yaşanan sıkıntıların müsebbibi de yine çarpık şehirleşmedir. Bu çarpık şehirleşmeyle ilgili hep geçmişi suçlarız. Deriz ki, “o günün insanları geleceği iyi görememişler, kendi zamanlarının ihtiyacına göre işler yapmışlar.” Bu tespit doğru kabul edilebilir. Zaten Ülkemizin de genel sıkıntısı, geleceğe yönelik, uzun vadeli planlar projeler yapamamamız değil mi? Günlük, o anki ihtiyaca göre; şehirlerimizde öyle, kanunlarımız-kurallarımızda öyle değil mi?

Hatta geçmişte geleceğe yönelik planlamalar yapamadıklarını iddia ederek suçladıklarımız bana göre bugünkülerden yani bizden daha başarılı olmuşlar! Onlar en azından yaşadıkları dönemin ihtiyaçlarına göre bir şeyler yapmışlar ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmişler. Fakat bugün yapılanlara veya yaptıklarımıza baktığımızda bırakın geleceği, bu gününün ihtiyaçlarına bile cevap veremeyen işler yapmaktayız!

Şuan Tophane'den bakarken maalesef arzu ettiğimiz Bursa’yı seyredemiyoruz. Neden? Uzun bir süreçte yapılan hatalar yüzünden ya da geleceğe dönük iyi bir planlama yapılamadığından! Ancak eğer şuan bizler, bu güne kadar hatalar-yanlışlar yapıldığını kabul edersek ve hemen geleceği kurtarmak adına önemli projeler, yüzyıllık planlar yapmaya ve uygulamaya başlarsak, en azından bizim hayallerimizi bizden sonrakiler yaşarlar. Ve bu gün nasıl ki Ulu Camiyi, Koza Hanı ve diğer tarihi eserleri bize bırakanları rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorsak belki gelecektekiler de bizi öyle yâd ederler!

İsmail Hakkı Kavurmacı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner38