Yalnızlığım gün geçtikçe artıyor, kurguladığım senaryolar etrafımı kaplayıp yavaş yavaş kendini gerçekleştiren kehanetlere dönüşmeye başlıyordu. Ah bu bilimsel yakıştırmalar… Birçok kuruntudan kurtulmamı sağlarken beni yenileriyle de tanıştırmayı ihmal etmiyordu. Her defasında yeniden gerçeklere ulaşmam için kitapların sayfalarını kurcalayıp, huysuz sesleriyle vakitsizce onları uyandırmama; netin başında aslını ayırt etmeye çabalayacağım makalelerin kucağına atıveriyordu. Bazen onca çabanın içinde kendimi bulduğum satırlar da oluyordu, bana nadir sunulan bu lezzetli ikramı da asla ret etmiyordum.

Bilmediğim bir şehirde daha önce tanık olduğum seslerle uyumaya çalışırken aklımda bir oraya bir buraya savrulan düşüncelerin, en son sabahleyin kaçta kalkacağımı tasarlaması,  vücudumun zihnimle el sıkışmaya karar verdiğinin kanıtıydı.

Gözlerimi kapatıp açmamla aralarında saniyelerin olduğunu düşünürken bir bardak su her şeyi değiştirdi.

Düşerken, kalbimin hızının artışıyla kaçmasın diye tuttuğum nefesimin başımdaki en uç noktaya ulaştığını hatırladım. Ellerimi ve dizlerimi yere koymam savunma psikolojiyle gerçekleşen birer eylemdi. Etrafımın güzelliği veya çirkinliği, biraz sakinleşip ölmediğimi anladığımda dikkatimi çekmeye başlayacak idi.

 Önümde duran uzun ve ince olan yolu izlemem tek seçeneğimdi. Bulunduğum yerin bir çukur olduğunu anlamam kaçınılmaz gerçeğim olurken, sırtımı yasladığım duvarın yassı hali dikkatimi çekti. Aslında bu şekilde de ilerleyebilirdim. Herhangi bir yön içermeyen yolu seçebilir, hemen ardımda olmasını şans kabul edebilirdim. Zirveye daha mı hızlı ulaşırım daha mı geç bilemedim, zamanın getirdiği bağımlılıkların aslında beni heyecanlandırdığını; zorlukların zirveden daha çok keyif alacağımı hatırlatması bir daha ardıma bakmayacağımın temel dayanağıydı…

Dümdüz ilerledim, attığım her adımla yolun darlığından gelen ürperti vücudumu kaplıyordu. İlerledikçe çukurların oluştuğunu, aslında çukur değil de farklı şekillerin olduğunu birkaç adımdan sonra anladım. Gitgide çatallaşan, incelip kalınlaşan, kıvrımları artan ve sonunda kapanan yollumu değiştirmem saniyelerle gerçekleşen bir kararım idi. Doğru mu yanlış mı diye sorgulamayı bırakırken, önemli olan kavramın bir an önce buradan kurtulmam gerektiğiydi… Amacıma ulaşmaya çalışmak hızımı kesmeden ilerlememi sağlayan yakıtım olurken, seçimlerimi çokta sorgulamadım daha doğrusu sorgulamamı sağlayacak zamanı bulamadım. Oysaki zaman da bendim ve de bunu bilemeyecek kadar cahildim.  Çabamın getirdiği mutluluğa tutunup zirveye varmayı tercih ettim. Ne kadar geçtiğini anlamadığım sürenin sonunda kurtuluşuma ulaşmıştım. Şimdi evime ulaşmak için yavaşça bulunduğum yerden ardıma bakmadan aşağı inmeliydim. Ta ki sert bir rüzgârın hengâmesine kapılıp kendimi yerde bulmama kadar en azından düşüncem böyle idi. O kadar çabalayıp, birçok engeli savurmuşken hiçbir şey yapmadan ulaşmak istediğim yerde kendimi bulmam afallamama neden oldu. Rüzgârın ardımdan sunduğu taşların sesini duymamla koşmaya başlamam da gözlerimi açıp, bulunduğum yataktan hızla çarpan kalbimle doğrulmama neden oldu.

Uyurken üstünüzün açık kalmadığı bir hafta geçirmeniz dileğiyle sevgili okurlarım. Yazma eyleminin bana gün geçtikçe daha çok keyif verirken, zamanımın çoğunu kurgular üzerinde harcadığımın farkındayım. Umarım keyif alırsınız, bu aralar bu düşüncenin benim en büyük umudum olduğunu unutmayın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48