Hayattan beklentisi, doğduğu andan itibaren kısıtlanıvermişti. Daha üç aylıkken geçirdiği havaleyi hatırlamıyordu belki ama o günden sonra yaşamın anlamı ailesi için değişecekti.

Babası… Minik yavrusunun kollarında tekrar nefes aldığını hissettikten sonra tek dileği onunla yaşlanabilmekti. Annesi ise o kadar güçlü değildi ya da o kadar çok sevmemişti. Dayanamadı olanlara. Oluşturmaya çalıştığı çekirdek ailesini terk edip eski alışkanlıklarına dönüverdi.

Altı yaşına bastığında dokuzuncu havalesinden de sağ çıkmayı başarabilmişti. Babannesi pamuklar içerisinde büyütmüş üzerine titremiş olmasına rağmen bedeni hala çocuk ruhu ise anne sevgisine açtı. Sanki annesi gibi etrafındaki herkes onu terk edecekti. Sürekli etrafını mutlu etmeye çalışan bir çocuk idi.

İlkokulunda da aynı talihsizliği devam etti, hastalıklarının sonucunda öğrenme güçlüğü kaçınılmazdı. Bütün olanlar yetmezmiş gibi her dönem öğretmen değiştirdi, okuma yazmayı bilmeden; görmezden gelinerek mezun oluverdi. Herkesin haklı sebepleri vardı, kimi öğretmeni ücretini az bulduğu için ilgilenmedi kimiyse mutluluğu için tayinini istedi… Herkesin bir nedeni vardı dedim ya o da bunların farkındaymış gibi kimseyi suçlamayı; suçlaması gerektiğini akıl edemedi.

Derken altıncı sınıfa geldiğinde yollarımız kesişti. Yeni yaşadığım yere adapte olayım derken kendi savaşımıza dalmışken çocukların velileriyle görüşmelerim bana sorumluluklarımı aksattığımı fark ettirdi.

Genel bir gözlem sonrası öğrencimizin hatta öğrencilerimizin okumakta ve yazmakta zorlandığını tespit edip velilerimizi okula davet ettik. Görüşmelerimiz sonrasında çocuklarımızın ne kadar zor bir hayat yaşadıklarını öğrendik ve bu konuyu artık iyileştirmemiz gerektiğine karar verip araştırmalarımıza yöneldik.

Çocuklarımızdan hayallerini çizmelerini istediğimizde çöp adamlarla izledikleri dizi kahramanlarını çizdiklerini gördük. Neden kitap okumuyorlar diye sorgulayacakken acı bir gerçekle baş başa kaldık. Kütüphanemiz yoktu. Öğrencilerimiz kitap okunan ortamları filmlerden ibaret birer sahne sanmaktaydı… O halde şimdi bu ihtiyacımızı karşılama zamanıydı.

‘ Kitapsız büyüyen çocuk susuz ağaca benzer.’ Sözüyle Atatürk, kitap okumanın çocuklarımız için önemini açıkça belirtmiştir. Her bir bireyin kitap okuyarak kendisini geliştirmesini hem kendisine hem vatanına daha verimli bireyler yetiştirilmesini istemiştir.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bu kadar önemsediği bir durumu çocuklarımıza sunamamak hepimizin ayıbı, milletimizin kaybedeceklerinin habercisidir!

Biz kendi çabalarımızla kütüphanemizin gelişmesi ve yenilenmesi; okuma ortamlarının oluşturulması için el ele verdik. Bir elin nesi var iki elin sesi var sözünden özenip sizlerden de yardım istemeye karar verdik.

Evinizdeki bir kitabın eskimesini izlemek yerine bırakın bir çocuğun gözlerinde ışık oluştursun; bırakın çocuklarımızın ruhu kitaplarıyla özgürlüğe adım adım ilerlesin. Şükürler olsun ki her zaman birlikteliğimizle övünür, yardıma ihtiyacı olanların yanında oluveririz. Öyleyse şimdi de gelin kardeş okul olarak bizim okulumuzu seçin. Bir günlük harcamanızdan küçük bir miktar ayırıp veya etrafınızda fazla gördüğünüz kitapları kurcalayıp bize yollayın! Yavrularımızın gönüllerini aydınlatacağınızı unutmayın! Esenlikler içerisinde kalın sevgili okurlarım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48