Sevgi ne yana düşer aşk ne yana düşer bir bilebilseydik ne iyi olurdu. Kimin yüreğinin kimin ellerinde olduğunun anlaşılmadığı, algıların yozlaştırıldığı, sevdiğini iddia edenlerin nasıl bir sevgiyle sevdiğinin anlaşılamadığı bir yüzyıla erişmiş bulunmaktayız. “Kadir kıymet bilen ellere gidelim ey gönül” diye başlayan şiirler yazacak şairlerde gelmiyor dünyaya…Bize nasıl bir at gözlüğü takıldığının farkında değiliz. Sadece kendimize odaklanmış durumdayız. O kadar benciliz ki… Kendi arzularımız, istediğimizi elde etme çabalarımız sevginin ne anlama geldiğini anlama ve öğrenmemizin önünde engel olmuş durumda. Sanıyoruz ki sevgi ayağına prangalar vurmak, elde etmek, sahiplenmektir. Hâlbukisevmek sahip çıkmak, dert etmek, koruyup kollamak, onun acısıyla ağlamak, sevincine sebep olmak demektir. Sevmek gerçek anlamda özgürlüktür. Kalbinin sesiyle, ayaklarının götürdüğü yere sorgusuz sualsiz haritaya bakmadan gidebilmenin adıdır birini sevmek. Aşığım, seviyorum, özlüyorum, hasretinle yanıyorum diye serenatlar yapıyor insan. Ama daha gün sabaha ermeden hissettiğini sandığı her şeyi unutuveriyor. Bizi bu hale kimler getirdi bilmiyorum. Ama hiç hoş değil. .  Her şeyin fiyatını sormaya alıştırıldık. Bu sebeple elde ettiklerimizin değerini anlamakta çok zorlanıyoruz. “Giden gitsin, sen şarkılar söyle” modundayız.  Öyle garip ki, sevdiğinden ayrılınca canı yanmıyor hiçbir kimsenin. Neden mi?  Çünkü on dakika sonra ikinci bir alternatifi ile kaldığı yerden yoluna devam edebilmeyi sevgi diye yutturdu elektronik medya insanımıza. O kadar çok alternatif varki önümüzde? O kadar çok insan girip çıkıyor ki hayatımıza, eleğe döndü yüreklerimiz. Birinden ayrılınca soluğu hemen başka bir limana demirlemekte aramakta neyin nesiydi? Bunun adını sevgi koymuş olamayız değil mi? Oysa sevgi, o gittikten sonra gördüğümüz her insanı sevdiğimize benzetecek kadar asil bir hissiyattı… O yokken onunla yaptığınız şeyleri o varmış gibi yapmaya devam etmekti. Onun sevmediği hiçbir şeye el sürmemek, onun geçtiği yerlerden geçip onunla soluklandığınız yerlerde soluklanmaktı… Bize sosyal medya ile ulaştırılan ikili ilişkinin adı aşk değil ki… Aşk bambaşka bir şey…  Aşığın gözü o yanında olmasa bile sevdiğinden başkasını görmez ki.Sevgili beraberken onun gözünü kör etmiş giderken de gönlünü, elini, ayağını ve ne kadar hissedebilen uzvu varsa onları da beraberinde alıp götürmüştür. Âşık nasıl görebilsin, neyle sevebilsin?  Hal böyle iken bir başkasını neden, niye düşünebilsin ki âşık…

Hemcinslerim adına konuşacak olursam eğer şunu ifade etmeliyim ki; kadınlar biz erkeklere cesur olmayı öğrettiler, acıya katlanmayı, terkedilmenin yürek yangınına alışmayı öğrettiler son zamanlarda. Oysa biz erkekler acıya bu kadar dayanıklı değildik. Sevgili suratını asacak olsa biz kahrolurduk. Sevgili es kaza ağlayacak olsa, onun gözyaşları henüz yanağına inmeden erkeğinin yüreğine ulaşırdı. Kim ne yaptı bize? Ne kadar bayağılaştırdılar sevgimizi. Kızdım çekip gidiyorum, küstüm oynamıyorum da neyin nesi? Ne çabuk terk edip gider olduk bir birimizi?Zorluğa katlanıyor olmanın rahata çıkınca verdiği tadı neden göremiyoruz. Hepimiz aynı pencereden bir manzarayı seyrediyoruz ama her birimiz ayrı ayrı şeyler görüyoruz. Ama o manzaranın içerisine Rabbimizin gizlediği mesajı pek azımız görebiliyor.  Arşimet'ten önce hamamda pek çok kişi yıkanmış ve suyun üzerinde yüzen hamam tasını pek çoğu görmüştü.  Ama bu durumdan Allah'ın yazılı bir kanunu olan suyun kaldırma kuvvetini tespit eden sadece Arşimet oldu. Herkes sevdiğini zannediyor. Ama pek azımız gerçekten sevmenin ne manaya geldiğini fark edebiliyor.  Ne acıdır ki sevmeyenin bir gün mutlaka sevebilme ihtimali vardır ama sevdiğini sanan kimse için mutluluğun gerçek sırrına vakıf olma ihtimali bile yoktur.  Hazır Eylül’de gelmişken sevmeyi öğrenmeye ne dersiniz?

Sevgili!  Gelirsen bir eylül sabahı gel, yağmurlar damlasın ıslak saçlarından. Gözyaşlarından bir deniz ver içime, şimşekler fırlasın bakışlarından. Vakit sabah olsun ve Eylülde gel…”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48