Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) verilerine baktığınızda Türkiye’de öğretmenlerin dünya ortalamasına göre daha kalabalık sınıflarda, daha uzun saatler çalıştıklarını ve daha az ücret aldıklarını görüyoruz.

Öğretmen maaşı sıralamasında 35 ülke arasında 46 bin lira brüt gelirle 30’uncu sıradayız. Bizde öğretmenlerin mesleğe başlangıçtaki yıllık ücreti 27 bin dolar civarındayken OECD’de ortalama öğretmen ücreti ise yıllık 58 bin dolara yaklaşıyor. Eğitim-öğretim saate vurulduğunda da Türkiye’de ki öğretmenlerin diğer ülkelerdeki meslektaşlarına kıyasla daha çok emek harcadığı ortada. Bir ilkokul öğretmeni yılda ortalama 640 - 720 derse girerken, ortaöğretim öğretmenleri ortalama 504 ders veriyor. Ancak ilkokul öğretmenlerinin okulda geçirdiği süre 980 saati, ortaöğretim öğretmenlerininki 836 saati buluyor. 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle Türk Eğitim-Sen’in yaptığı bir araştırmaya göre, öğretmenlerin yüzde 60’ı mesleğini bırakmayı düşünüyor, mesleğini bırakmayı düşünenlerin yüzde 40.7’si gerekçe olarak ‘öğretmenlerin itibar kaybetmesi’ni, yüzde 20.1’i ‘torpil ve yandaş kayırma’ uygulamaları olduğunu belirtmiş.  Bakın hiçbir meslektaşım aldığım ücret az dememiş. Demez de zaten… Çünkü öğretmen olmak ayrıcalıktır. Peygamber mesleğidir. Çünkü başöğretmenimiz Peygamber’imizdir. Gerekçemiz sadece ve sadece itibar kaybı olabilir.

Neden itibar kaybetti öğretmenler?  Neden öğrenci ve veliler öğretmene olan saygıyı yitirip tekme tokat öğretmene saldırıyor artık? Yetmiyor bıçaklanıyor, yetmiyor silahlı saldırıya maruz kalıyorlar. İlme ve ilim erbabına olan saygımızı ne zaman ve nasıl yitirdik? Bize ne oldu da bizi biz yapan değerleri bir bir kaybettik?  Ve neden hiçbirimizde bu değerleri yeniden kazanma ve kazandırma gayreti yok?

Dün üzücü bir olay daha yaşadık.  Bursa'nın merkez Nilüfer ilçesindeki Hasanağa Şehit Piyade Er Kadir Çavuşoğlu İlkokulu'na gelen bir polis memuru veli, çocuğunun sınıfının değiştirildiği iddiasıyla tartıştığı okul müdiresini ve yardımcısı iki meslektaşımı tabancayla vurarak yaraladı. Nasıl bir döneme yetiştik bilemiyorum. Biz mi aptaldık yoksa devrin insanlarında mı bir sorun var bilemiyorum. Öğretmenimiz azarlayıp tokat atsa babamıza söyleyemezdik. Es kaza söylesek bir tokatta ondan yerdik. ‘Sen hangi haylazlığı yaptın ki öğretmeninden dayak yedin der bir de üstüne babamız döverdi. Öğretmenimizin evinin önünden geçmeyi bırakın çay içtikleri kahvenin önünden geçemezdik. Bunun adı korku muydu?

Hayır… Saygılıydık… Onları görünce önümüzü ilikler elimiz cebimizdeyse çıkarır, yüzlerine bakmaya utanırdık. Hele alışılagelmiş bir baş selamı vardı ki, öğretmenimiz bize baksa da askeri bir selamla başımızla onu selamlasak diye beklerdik. Cetvelle ellerimize vurulardı, saçımız az uzasa faullerimizden tutup canımızı yakacak kadar çekerlerdi. Bir haylazlığımızı görseler ensemize tokadı patlatırlardı.

İnanın acısa bile incinmezdik. Küsmezdik öğretmenlerimize. Çünkü bizim iç dünyamızda onların yeri çok farklıydı. Onlar öğretmenimiz canımızdı. Onlar bizi sevmeyecek diye korktuğumuz gelecek hayalimizdi.

Hayatı öğrettiler. Zorlu hayat yolculuğunda önümüze çıkacak engelleri nasıl aşacağımızın bilgisine ulaştırdılar. Bu yüzden biz bize bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olmayı tercih ettik. O güzel nesil, şairin deyimiyle güzel atlara binerek gittiler. Yerimize gelen nesil sevgiden yoksun, saygı bilmez, hürmet göstermez bir nesil haline geldi. Umarım özümüze tekrar dönebilmenin bilgisine ulaşırız. Bin ümitle bekliyoruz… Selam ve saygı ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner48