Günümüz kadın erkek ilişkilerine bir bakın şimdi. Her şey alt üst olmuş. Her şeyin suyu çıkmış. Neden ilişkiler bu kadar bulanıklaştı. Neden kadın da erkek de mutlu değil. Etrafınıza bir bakın. Mutlu olduğunu sanan o kadar çift göreceksiniz ki… Ya da mutluluğu oynayan çiftler göreceksiniz.  Fecebook’ta, İnstagram’da o kadar çok biz evli mutlu ve çocukluyuz resimleri göreceksiniz ki?

     İşin özü bu paylaşımların anlamı “biz mutluyuz değiliz ve aslında mutluluğu arıyoruz”dur. Bunca paylaşılan gezmeler, yemekler, el ele tutuşmalar ve sarılmaların arka planında bilinçdışı hissettiğimiz bir şey var. “Mutlu değiliz ama mutlu olmak istiyoruz.”

   Peki neden?  Ne oldu bize?  Neyi unuttuk? 

    Kadın ve erkek arasında olaylara bakışta taban tabana bir zıtlık var. Anlayışta büyük farklar var, empati kurmada uçurumlar var. Olmalı mı olmamalı mı? Olmamalı deme lüksümüz yok. İlahi otorite böyle kurgulamış. Yapımız böyle. Ama her iki cinste bunu bilmiyor. Bilmeyince de uyum sağlanmıyor. Kadın beyni böyle düşünüp, böyle kurguluyor üzerine gitmeyeyim onu anlamaya çalışayım diyebilecek erkek çok az. Kimse kimseyi anlamaya çalışmıyor. Hâlbuki yaratılışımızdan gelen farklılıkları anlamaya çalışırsak; erkeğin az konuştuğunu, çözüm odaklı olduğunu ve dırdır dinlemeye tahammül edemeyeceğini bileceğiz. Erkek olarak ta, kadının dırdır dediğimiz konuşmalarının bir ihtiyaçtan kaynaklandığını ve bizimle dertleşmek, sorununu paylaşmak, mutlu olmak için uzun uzun konuştuğunu göreceğiz. Farklılığımız zenginliğimizdir. Bunlar olmazsa hayat çekilmez hale gelir. Erkekler! Bırakın konuşsun kadınlar. Dinlemeye tahammülünüz yoksa bile, dinliyormuş gibi yapın. Onun size anlattığı sorunları hemen çözmeye çalışmayın. Bırakın dağınık kalsın. Konuşan kadın annenizle arasındaki sorunu sizin çözmenizi beklemiyor ki. Onu dinlemenizi, onunla dertlenmenizi, belki de birazcık hak vermenizi bekliyor. Yapın bunu. Ne kaybedersiniz?

    Farklıyız… Kabullenelim ki, bir kere erkek ortama girince ilkönce kadını görür, sonra kimliği görür.  Bir bankaya, ticari bir ofise girdiğinde erkek önce kadını görür, sonra sekreteri görür. Yapısı böyle. Beyni böyle çalışıyor. Niye böyle diye yargılamaya hakkımız yok. Kadın bir ofise önce müdürü görür, sonra onun bir erkek olduğunu, daha ilerisinde de genetik olarak soyunu devam ettirebilecek iyi bir eş olup olamayacağı üzerine düşünmeye başlar. Bu fark her ikisinin de beyin yapıları ile alakalı, kime ne diyebilirsiniz? Erkekte bu durum tamamen testosteron hormon seviyesinin kadında olduğundan çok daha fazla olmasından kaynaklanıyor. Güç gösterisi, heybetli görünmeye çalışmada bu hormondan kaynaklanıyor. Ruh halimize kadar her halimizi belirleyen hormonlar var ve bizi yöneten de bu hormonlarımız. Kökten yok edemeyeceğimize göre kontrol altına almaya çalışarak hayatiyetimizi devam ettirmeye çalışabiliriz.

     Kesin çözümler sunmak tabii ki zor. Kadın ve erkek ilişkileri yüzyıllardan beri tartışılan bu konu… İki cins arasındaki farklılıklar, beklentiler, hayal kırıklıkları üzerine tonlarca kitap, şiir ve makale yazıldı, pek çok şey söylendi. Ama kahrolası egolarımızdan vaz geçemediğimiz için, “neden hep ben” deyip ilişkimizi başlamadan baltalayıp atıyoruz. Sen değişmedikçe karşında ki değişmez. Sen fedakârlık yapmadıkça karşındaki sana bir adım bile gelmez. Bu yüzden ilahi kitapta küslüklerde, barışmak için ilk adımı atan ödüllendirilir. Durumun böyle olması, iletişimde ilk adımı atmanın değerini ispata yetmez mi? Bu ticarette alan değil veren kazanır. Bir verip beş alabileceğiniz bir ticarettir hayat.   

Bol kazançlar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48