Müslümanlığın çağdaşlığı olur mu? (2)


Ali Recai

Ali Recai

16 Haziran 2017, 02:02

Bir önceki yazımızda Yahudilerin nasıl Allah’ın kanunlarını ve nizamını değiştirerek, menfaatleri karşılığında dünyevileştirdiklerine değinmiştik. Hemen akabinde bunların benzerlerinin bu asrımızda Müslümanların arasında da ortaya çıkmaya başladıklarını, benzer fiil ve davranışlar ortaya koyduklarını, aynı izi takip ettiklerini söylemiş ve bunların İslam adına sadece ‘Müslüman bir isim’ taşımaktan başka Müslümanlıkla alakaları olmadıklarını da eklemiştik.

Bakınız kendilerine ‘çağdaş Müslüman’ diyenlerin hali, onlarınkinden çok daha acayip olduğu gibi, insanı çok daha hayrete sevk edecek durumdadır.

İnsanlar kendi kendilerini ‘temize’ çıkaracak yetkiye sahip değildirler. Durumlarının iyi olduğunu, Allah’a yakın olduklarını ve Allah’ın kendilerini seçmiş olduğunu kullar belli edemez. Sadece Allah u Teâlâ dilediği kimseyi temize çıkarır, tezkiye eder.  Zira kalpleri ve amelleri en iyi bilen şüphesiz ki Allah’tır.  İnsanlar takdir hakkını Allah’a bırakıp da kendileri çalışmaya yönelseler, Hak Teâlâ hiç kimseye zerre miktarı zulmetmez. Fakat takdiri Allah’a bırakıp çalışmaya yönelmek kaydıyla, yoksa lafa ve iddiaya değil.

Evet, insanoğlu hayâ ile muttasıf olup, tevazu içerisinde, hiçbir iddiada bulunmaksızın susarak çalışmaya yönelse hiçbir zaman Allah huzurunda yüzü kara çıkmaz. Kendisine haksızlık yapılmayacağı gibi, amelinin bir parçası da unutulmaz.

Allah mukaddes kitabında, Yahudilerin işte bu özelliğine dikkat çekiyor. Kendi kendilerini temize çıkarıp, Allah’ın kendilerinden razı olduğunu iddia ederek Allah’a iftira ettiklerini ve yaptıkları fiilin şeni ve çirkin olduğunu söylüyor ve bu önemli noktaya dikkat çekiyor, diyor ki:

“ Bak. Allah’a nasıl yalan iftirada bulunuyorlar? Apaçık bir günah olarak bu onlara yeter.”

Peki, ya biz? Şu Müslüman olduklarını iddia eden bizler. Müslüman adını taşıyan ve Müslüman beldelerde yaşayan bizler. Pratik hayatımızda İslam’dan eser koymayan bizler… Ne kadar tuhaf değil mi? Biz Müslüman olduğumuzu nasıl iddia edebiliriz?  Bugünkü perişan halimizle, sefil hayatımız ve kısır düşüncemiz ile İslam’ın mübarek çevresine leke sürüyoruz.  Hz. Muhammed’in (as) dinini ve hayat nizamını pratik yaşayışımızdan kovup, attıktan sonra kalkıp da Hz. Muhammed’in (as) ümmetinden olduğumuzu ve Allah’ın bizi bunun için seçtiğini iddia ediyoruz.

Tıpkı Yahudilerin aynen yaptığı gibi...                           

Şüphesiz Allah’ın dini bir hayat nizamıdır. Allah’a itaat ancak bu nizamı yaşamak ve yaşatmakla mümkündür.  Allah’a yakınlık ise, ona itaat etmeden mümkün değildir. Bir bakalım biz neredeyiz, Allah nerede, Allah’ın dini, nizamı nerede? Sonra bir düşünelim; kendi kendilerini temize çıkararak Allah’a bühtan eden Yahudiler ile ne fark var bizim aramızda?

Gerçek şu ki; kural aynı kural, hiçbir zaman değişmez.  Bizim durumumuz da aynı onların durumu gibidir.

Unutmayalım ki, Allah katında hiç kimsenin yakınlığı, akrabalığı ve tavassutu geçerli değildir.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.