Uykumun güzelliği üzerime dökülen miskinlik taneleriyle göz kapaklarımın hareketlerini yavaşlatıyordu.

Üzerimde bulunan yorgan, nefesimi sessizleştirip beni sıkıca sarmaladı. Bir iki üç… Bir iki üç… Zihnimde oluşan tekrarlamalar yerini usulca rüyalarıma bıraktı.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım günlerden bir gündü zaten dünle bugünü ayırt etmenin önemini yitireli yıllar olmuştu.

Şaşkın bakışlarımı kontrol altına almaya çalışırken sakince başımı salladım. Babasını aradığımda adamın pekte umurunda olmadığını anladım. Diğer çocukların sınavla boğuşmasını şans olarak kabul edip dersin bitmesine ne kadar kaldığını görmek için saatime baktım. Yirmi dakika… Her bir salisesi bir ömür gibi gelecek olan yirmi dakika… Kaç doğum kaç ölüm gerçekleşirdi bu dakikalar da…

Yanakları al al olmuştu. Gözleri ise aksi gibi sürekli doluyordu. Akmaya başlayan yaşlarını sessiz hıçkırıkları eşliğinde sildi. Benimle göz göze gelmemek için sürekli yeri izledi…

En yakın arkadaşıyla konuştuğum da annesinin yıllar önce evlerini terk ettiğini öğrendim. On üç yaşında olan bedeni ailesinin bütün sorumluluğunu üstlenmekteydi. Saklayamadığı, haykıramadığı tepkilerini vücudu açığa vurur hale gelmişti…

Babasının tek derdi para idi. İşinden erken çıkması, rakamların sonunda eksik gelecek sıfırlar anlamını içermekteydi. Onun gözünde boyu uzun olunca bütün işleri halledebilen karşılığında bir yatak günlük yemek verebileceği bir bireydi öz kızı.

Utanması gerekenlerin umurunda bile değilken küçük kız kimselerle görüşmek istemedi. O genç kızdı. Altına kaçırması çok büyük bir ayıptı. Babasının yakıştıramadığı bu davranışın sonucunu, nedenlerini kendilerine yakıştırdıklarıyla ayıplamışlardı…

Gözlerim. Ah benim gözlerim! Şahitliğini istemediğimde sürekli açılıveren, kapaklarını indirdiğimde görüntüleri tekrarlayan; zihnimi uyaran gözlerim...

Sarıp sarmalayamadığım her çocuğun hüznü gönlümü ezip büzerken uykularımın kaçmasını engelleyemezdim. Merhametin eksikliğini nasıl gidereceğimi çözemedim. Kitaplar da sohbetler de sık sık dile getirmek marifet değildi, bilemedim.

Dosyamı açtığımda ilk karşıma çıkan resim küçük kıza aitti. Hayallerinizi çizin demiştim. Evi derleyip toparlayan bu bedenin özlemini çektiği bir resim. Rengarenk çizdiği lambaları azar azar dönme dolabının üzerine yerleştirmişti, tıpkı yüreğinde ortaya çıkmaya çalışan küçük umutlar gibi…Gözlerimin dolmasını engelleyemediğim bu resim çölde kavrulan gönlüme adeta su serpti.

‘yağmur dindi miniğim, bak dinle

her şey dindi, acıysa dinmemiş halde…’

Selam olsun Behçet Aysan’a!

Her geçen gün miniklerimle yan yana olduğumda umudumun arttığını, aileleri gördüğümde ise yüreğimin karardığını fark ediyorum.

Sohbetlerinizin; merhametle, şefkatle şenleneceği bir hafta geçirmenizi diliyorum. Çocukları mutlu edeceğinizi umarak esenlikler diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner48