Peygamberimiz Efendimiz Hazretlerine biri sordu: “İslâm nedir, ya Resulallah?”

“İslâm hüsn-i hulktan (güzel ahlâktan) ibârettir” buyurdular.

Yine sordu: “Yâ Resulallah, hüsn-i hulk nedir?”

Buyurdular ki, “Sana darılan, seninle rabıtayı kat’ eden (kesen) adamla barışmandır, seni mahrum bırakana bilmukabele vermendir; sana zulm edeni de hoş görüp afvetmendir.” (Darimî, Rikak, 47. Bab).

Artık bundan böyle ahlâklı olmaya çalışalım. Çünkü ahlâksız bir cemaat yaşamaz. “Mazâm mâ Mazâ” (Olan oldu) diyelim, tefrikalara hatime verelim. Çünkü âkıbetini gördük. İyi bilmeliyiz ki felâket-i hâzırada hepimizin, evet bilâ istisna hepimizin bir hisse-i mesuliyeti vardır. Hiç kimse kendisini daraya çıkarmasın. Şimdi herkes vicdanına karşı felâket-i hâzıradan mesul olduğunu; umûmun mes’ûliyetin meyanından kendisinin de hissedar olduğunu itiraf ederse o zaman iş başkalaşır; o zaman el birliğiyle hastalığın çaresine bakılır.

Hükûmet, millet, ordu… Bizden birçok fedâkârlıklar bekliyor. Biz bu fedâkârlığı dinimiz, vatanımız, kendimizi muhafaza için ihtiyâr edeceğiz. Ulemâ ilmiyle, zenginler servetleriyle, fakirler güçleri yettiği kadarıyle, zayıflar da dualarıyla çalışacak. Bu bir borçtur. Bundan kaçmak haramdır, hıyanettir. Her şeyi hükûmetten beklememeli.

Ya Rabbi! İslâm’a ve Müslümanlara zafer ver. Ey Allah’ım! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı (din ve dünya işlerinde yere) sabit kıl. Bizi kâfir kavimlerin üzerine muzaffer kıl. Ey Rabbimiz! Birliğimizi, dirliğimizi, tesanüdümüzü ve ittihadımızı artır. Düşmanlarımıza karşı muvaffakiyetler ver. "

Mehmed Âkif Ersoy’un bu hutbesi, sanki şu an içinde bulunduğumuz durumu tasvir ediyor. Bu da gösteriyor ki, düşmanın bize olan husumeti herhalde kıyamete kadar sürecek. Bize düşen savunma ise; peygamberimizin ahlakına, bize bıraktığı sünnetine riayet etmek. Beraberliğimizi, kardeşliğimizi pekiştirmektir. Ancak bu birlik ve beraberlik ile, bu coğrafyada varlığımızı sürdürebiliriz. Zira bugüne kadar bu ittihat ve dayanışma ile bin yılı aşkın (Haçlı zihniyetine karşı) millet olarak hür yaşadık. Eğer biz içte tefrikaya düşmezsek hiç bir düşman bize zillet darbesini vuramaz. Zaten zillet tokadını yiyen milletlere baktığımızda içten tefrikaya düşenlerdir. Çevremizdeki ülkelere baktığımızda bu örnekleri açıkça görüyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner41

banner38

banner48