M.C. ÖZMEN: Bizim güldüğümüz bir halmiş bu oysa… Ağlamak gerekiyormuş… Evet, üstadım ne kadar haklısınız… Biz bu hürriyeti kanımızla canımızla aldık diye türkü çağıramayınca böyle oluyormuş demek ki… Millet ‘fakr-u zaruret içinde harap ve bitap’ iken, mazlumların gözyaşı akarken ‘boğaz’ derdinde, zevk ü sefâ içinde yaşayanlar bu sessizlikten fırsat devşiriyorlarmış…


M.A. ERSOY:
“Burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız,
Bir bakın hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!
Saygısızlık elverir Bir parça olsun arlanın
Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
Zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mateme!
Davranın, zira gülünç olduk bütün âleme”
(Hatıralar/ s. 312)

“Olur, cem'iyyet efrâdınca şahsı menfaat “ma'bûd”
Sorarsan kimse bilmez var mı “hak” namında bir mevcût”
(Hâtıralar/ s. 308)


M.C. ÖZMEN: Karşınızda utanıyoruz üstadım… Söyleyecek bir şey bulamıyoruz… Arımızı, namusumuzu menfaatlerimizin ardına koymuşuz… Ailemizi bile unutmuşuz üstadım… Bu milletin en sağlam ve en önemli kurumlarından biri olan ailemizi yıkmak için bilseniz hangi fitneleri hangi sapıklıkları “çağdaşlık”, “hürriyet” ve moda adına meşrû göstermek istiyorlar… Ocağımızda çalan çanlar bile yetmiyor bu azgın gidişata efendim… Arımızı, namusumuzu, evlad-ü ayalimizi de elimizden almak istiyorlar… Bir gaye lazım bize üstadım… bir kuvvet lazım…

M.A. ERSOY:
“Biz ki her mevcûdu yıktık, gâyesiz bir fikr ile,
Yıkmadık bir şey bıraktık sâde bir şey aile”
“Bir kızarmış çehre bulmuşsun, ya, ey cânî, bürün;
“Dünyayı ifsâd eyle, hem muslih görün!
Kendi ırzından cömert olmaksa mutâdın eğer,
Kendi mâlındır senin, hakkın tasarruf, kim ne der”
“Milletin, lâkin henüz masum olan evlâdına
Verme bir melun temâyül mubtezel mutâdına!”
(Hakkın Seslen/ s. 225)

M.C. ÖZMEN: İnşallah öyledir üstadım, inşallah bıraktığınız o sade ve yıkılmaz aile birliğimiz kuvvetimiz olacaktır… ve bu kuvvette kökünü yüce kitabımız Kur’an’ dan alacaktır inşallah… Bir gün bir güzel dostum söylemişti… Sizde kabul edersiniz sanırım… Eğer biz millet olarak kadife kaplı kutusu içerisinde duvara asıp orada unuttuğumuz rafa kaldırıp, yalnızca ölülerin arkasından okunan bir kitap olarak hayatımızdan çıkardığımız bu yüce Kitabımıza geri dönebilirsek her şey yoluna girer nitekim… Bu halden de şikâyetçiyiz, dertliyiz, o büyük kitap en büyük hayat kaynağıdır diyoruz dinletemiyoruz…

Sizce Kur’an nedir üstadım, kimler içindir…

M.A. ERSOY:
“Hele inmemiştir Kur'an, bunu hakkıyla bilin
Ne mezarda okumak, ne fala bakmak için”
“ Ölüler diri değil, sen de bilirsin ki bu din,
Diri doğmuş duracak dipdiri, durdukça zemin”
(Asım/s. 418)


M.C. ÖZMEN: Ne kadar utanılacak bir hal değil mi efendim… Diri, dipdiri bir dinin, hiç eskimeyecek bir bir yeninin, Cenabı Hakkın koruması altındaki bir kitabın müminleriyiz amma velâkin son zamanlarda inancımızın, imanımızın mukaddes değerlerine hakaret eden, “sözde aydın” bir zümre karşısında susmuş beklemekteyiz… Bu karanlık saflaşma karşısında bize bir güzel kelam verin üstadım, neyi kaybettiğimizi belki böyle buluruz…

M.A. ERSOY:
“Yıktı bin mel'un kalem nâmusu, bizler uymadık,
“Susmak evlâdır” deyip sustuk sanırsın duymadık!
Kustu, bin murdar ağız şer'in bütün ahkâmına,
Ah! Bir ses bari yükselseydi nefret nâmına!
Göster, Allah'ım, bu millet kurtulur, tek mucize
Bir “utanmak hissi” ver gâib hazinenden bize!”
(Hakkın Sesleri/ s. 222)


M.C. ÖZMEN: Dertli insanın çenesi düşük olurmuş derler Efendim… Affınıza sığınarak ve ‘Allah bu millete bir istiklal marşı daha yazdırmasın’ sözünüzden cesaret alarak sadece kendimizi, ülkemizi, insanımızı yanımıza alarak geldik yanınıza… Derdimizi sınırlandırdık biliyoruz… Oysa İslam dünyası da tıpkı bizim gibi perişan bir durumda… Dünya bize bakıyor üstadım, kardeşlerimizin gözü de bizim üzerimizde, ceddimizin namaz kılıp, pilav yeyip, okuya okuya, cihad ederek kapısına dayandığı coğrafyalarda sahipsiz bıraktığımız kardeşlerimiz var… bu halimiz nedendir efendim, yüreğimiz daha kaç coğrafya boyunda kanayacaktır…


M.A. ERSOY:
“Dedemin sürdüğü, can ektiği toprak gitti
Öyle bir gitti ki, hem, bir daha gelmez ebedi
Ne olurdun bunu kalkıp da göreydin acaba?
“Meshed”in beynine haç saplanacak mıydı baba!
Basacak mıydı, fakat göğsüne Sırp’ın çarığı?
Serilip yerlere binlerce şehidin sarığı..”
(Hakkın Sesleri/ s.203/-204)

“Balkan'ın üstünde sızan her pınar
Bir yaradır, durmadan içten kanar!
Hangi taşın kalbini deşsen: mezar!
Gör ne mübarek yer, uğurlar ola.”
(Cenk Şarkısı/ s. 553)


M.C. ÖZMEN: Her sözünüz, her deyişiniz bizi dönüp kendimize bakmaya zorluyor üstadım… Dönüp kendimize bakınca da, acınası bir genel görüntünün ortasındaki liyakatsiz halimizle canımız daha fazla yanıyor… Kendimizi seyrettiğimiz bu yaman aynada hiçte güzel bir görüntümüz yok Efendim… Aynamızdan vazgeçtik, gözlerimize bile inanmak istemiyoruz üstadım… Boyumuzun ölçüsünü unuttuk… Uçurumlardan yuvarlandık… Bize bir ayna da siz tutar mısınız?

M.A. ERSOY:
“Bakın da haline ibret alın şu memleketin!
Nasıldın ey koca millet? Ne oldu âkıbetin?
Vakarı çoktan unuttun, hayâyı kaldırdın,
Mukaddesâtı ısırdın, Hudâ’ya saldırdın!
Ne hâtırâtına hürmet, ne an’a nâtını yâd;
Deden de böyle mi yapmıştı ey sefil evlâd?"
“Hurâfeler, üfürükler, düğüm düğüm bağlar,
Mezar mezar dolaşıp hasta baktıran sağlar...”
(Fatih Kürsüsünde/ s. 265)

“Vefâ yok, ahde hürmet hiç, emânet lâfz-ı bî-medlûl,
Yalan râic, hıyanet mültezim her yerde, hak meçhûl.
Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr.
Nazarlardan taşan mânâ ibâdullahı istihkâr.”
(Gölgeler/ “Umar mıydın?”/ s. 456)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.