İçeri girdiğimde yayılan kokunun odamı mor rengine buladığını fark ettim. Nereden geliyor diye düşünürken şair gönüllü ufak tefek sıkıntıları olan, yaşamayı bu aralar pek sallamayan bir düşünür için aldığım çiçeğin sümbül olduğunu ve tane tane açtığını gördüm. Verme fırsatına henüz erişemedim, buna üzüldüğümü de söyleyemedim, dinlemek veya dinlenmek istediğin de beni arayabileceğini her zaman belirtmiştim.

Ateşin azaldığını keşfetmem de pek zamanımı almadı, oluşan parıltının geceleri daha çok ortaya çıktığını biliyorum tabi fakat bazı güzellikleri sunan alt yapıların varlığını arada ıskalıyorum. Huy ya bu zamanla değişeceği gafletine kapılmadan edemiyorum.

Köpüklerin yan yana dizilişi, parıltılarıyla beraber oluşturdukları gizemleri gözlerimi bir an bile onlardan ayırmamam gerektiğini tembihliyor zihnime. Atlıyorum patlatmaktan korkarak, birinin üzerinden bir diğerine. Düzenin beni hipnoz ettiğini bile bile ilerliyorum her bir zıplayışım da nefesimi tutarak yüreğimdeki heyecanla birlikte.

Karşı tarafa geçmek neden önemli diye soruyorum kendime? Yürüyerek sağlam adımlarla ilerlemektense neden her seferinde ince bir zarın beni koruduğunu bilerek zıplayarak ilerlemeyi neden seçtiğimi soruyorum her seferinde…

Sorularım bitmiyor tabi merakımsa her adımım da daha da artıyor. Kahverenginin güven verdiğini başımı her yere eğdiğimde anlıyorum, bedenimin toprağa olan güvenini her adımımda tazeliyorum. Sazın tellerinde ilerleyen parmaklarım gibi yüreğimi de her demde gizliyorum, gizleyip sesimi duyuramıyorum. Ola ki susuz kalırım diye kana kana içiyorum, bol bol dua ediyorum.

Bulunduğum yerin güvenilirliğine inanma arzum köpüklerin bittiğini görmemi engelliyor ve zıpladığımda kendimi yoğun, sıcak çamur renginden biraz daha oyu suyun içerisinde buluyorum. Yüzmeyi öğrenmem için kısıtlı zamanım olduğunu biliyorum ve acele etmem gerektiğini, ya geri dönmeye ya da ilerlemeye karar vermemi hızlandırmayı düşünüyorum. Boğulmaya beş kala bir kulaç atıp korkularımı geride bırakarak ilerliyorum. Vazgeçmemeyi seçmeninde huylarımın arasında yer aldığını anımsıyorum.

Kan revan içerisinde tırmandığım fincanın kıyısında soluklanıp, karşıya bakıyorum. Bir daha geri döner miyim, sanmıyorum. Seçtiğim yolu zorlaştıran, fincanın altındaki közlerle göz göze gelmemi engelleyemeyerek kızgınlık mı gurur mu duyduğuma karar vermek için soluklanıp, göz kapaklarımın özgürlüğüne direnmiyorum.

Yaşamayı, kendi kendimize güzelleştirip kendi kendimize zehirlediğimiz doğrudur. Soluğumuzu, seçtiğimiz yollara isyan ederek ziyan ettiğimiz ve bu anlara dönmeyi seçenleri affetmeyen bir serüvenimizdir aynı zaman da. Aşklarımızı kurgularımız sanıp hayatın akışında kaybolmaktan korktuğumuz da olur ara sıra.

Sabrın saniyelerle ölçüldüğü, gün geçtikçe uzun cümleleri kurmaktan aciz düşüp fidan dikmeyi akıl edemez olduk ya, inancımızın ne kadar da azaldığını; eyleme dönüştürmeye ne kadar da üşendiğimizi anlayın da!

Nazım’a selam yollayarak ‘Yaşamayı ciddiye alacaksın’ sözünden ilham aldığımı söyleyerek veda ediyorum bu hafta. Yaşama olan inancınızın artması ümidiyle, sımsıkı tutunmanızı diliyorum hayata. Esenlikler içerisinde kalın, közde pişmese de kendinize bir kahve yaparak içtiğiniz ilk yudumla beraber eyleme geçmeyi unutmayın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Pergun 2018-03-04 21:30:23

Eline emeğine sağlık güzel kızım...

banner39

banner41

banner38

banner48