Çiseleyen yağmur damlaları saçlarımı kabartırken yürüyeceğim mesafe gözümde büyüyordu. Yüzümde oluşan nem tedirginliğimi yatıştırıp aklımın durulmasına yardım ederken sessizliğin hâkim olduğu sokaklar uyanması için ayaklarımı asfalta daha güçlü bastırıyordum. Nasıl oldun? Nasılsın? Diye sormak aklıma gelmezken gurbetliğin sunduğu pus gözlerimin seçiciliğini azaltmak için yeterli oluyordu.

Algısı düşük olan yalnız ben değildim. Etrafımda yargılamaya meraklı, tek derdi kendini mağdur görüp yazdığı senaryoları insanlara yakıştırmak olan fısıltıların sahibi pardon sahipleri de pek farksız değildi düştüğüm halden. Aklımızdaki sis perdesini kaldırabilecek güç yakınımızdaydı aslında ama onu uzaklaştıran, gönlümüzle arasına kalın duvarlar ören mayışmış haller en büyük engeldi kurtuluşa. Herkesin bildiği gibi insan kendisinin en büyük engeliydi zaten senaryolara dayalı korkularının en büyük sebebi kendisiydi tabi ki...

 Yolun sonu belli iken aklın o daldan bu dala zıplaması kaçınılmazdı. Düşünülecek konuların, yaşanılan anlarla artması işimi kolaylaştırırken pür dikkat olduğum yerde duruverdim. Gelen ayak seslerinin yönünü anlamaya çalışırken durduğunu, başımı kaldırmamla kirpiyle göz göze gelmemi engelleyemedim. Aynı anda yönlerimizi değiştirip birbirimizden kaçmaya başladık…

Soluklandığımda beliriverdi tekrar beni hapseden düşüncelerim. Dokunamadığım dikenlerine kızdım önce kirpinin. Oysa her şeye erişebilirdi ellerim… O, dikenlerinin farkında değildi bile farkında olsaydı da bizim gibi doğasının nedeni sorgulamazdı, bizim gibi varlığını yadsımazdı.

Korkulacak neyim vardı diye sorguladım kendimi. Korkmamı yadırgamadan korkulacak neyim var diye sorguladım kendimi. Bedenlerimizin oransızlığı olabilirdi mesela? Şahit olduklarımız var mıydı? İçgüdüsel miydi yoksa birbirimizden hızla uzaklaşmamızın nedeni?

Dertliydik tabi, soğukta yalnız ilerlemenin verdiği tedirginliği paylaşmıştık belki. Vücudumuz da artan ısının verdiği dinçlikte gözlerimizin açılmasının sebebiydi.Hızla uzaklaşmamızı sağlayan algıyı yıkmanın tam vakti.

O neden buradaydı? Ailesi nerelerdeydi? Benim gibi uzak diyarlardan mı göç etmişti?... Sorular birden üzerime hücum etti. Geriye dönen ayaklarımı engellemeye niyetim yoktu. Bir koşu aradım her yeri, aç olması, üşümüş olması ve aklıma gelen her türlü zorluk içerisine düşmüş olması hızımı arttırıyordu. Yer yarıldı da içine girdi sanki derler ya, bende deyimin içerisine düşüverdim. Bulamadım. Göz kapaklarımın ağırlaşmasıyla süzülen tanelerin eşliğinde kendimce onunla vedalaştım.

Merhametin varlığı ne büyük nimetti a dostlar. Dillerdeki çiğliğin yüreklerden gelmeye başladığını düşündüğüm son günlerde etrafınızdaki canlı ya da cansız her nesneye olan merhametinizin artması dileğiyle veda ediyorum bu hafta sizlere… Unutmayın şefkat her yaranın dermanı, huzurun baş tacıdır. Etrafınızda bulunan merhametli, şefkatli insanların artması ümidiyle, esenlikler içerisinde kalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48