Yaşama ait kayıtlar, bilinçli kısmımızda yaklaşık biz üç yaşında iken başlıyor. Bilinçaltı kısımda ise iddiaya göre anne karnında kalbimizin ilk attığı andan itibaren. Bilinçle bilinçaltı arasındaki fark amir - patron ilişkisi gibi biraz. Burada amir bilinç; gizli ve kalıcı patron olan ise bilinçaltı. Bilincin amir olması, işlerin onun tarafından yürütülüyor gibi görünmesinden kaynaklanıyor. Bilinçaltı burada daha çok bilince yardım ve lojistik destek sağlama görevi görüyor.

                Fakat ‘asıl’ kayıtları saklama, sınıflandırma ve yedekleme görevi bilinçaltında. Bilinçaltı bilince de yeri geldiğinde önderlik yapıp yeri geldiğinde cezalandırabiliyor. Bilge patron olarak bilinçaltı; bilince önseziler, ilhamlar, flaşbekler şeklinde dâhili bilgiler sunarak onun doğru kararlar almasına yardımcı oluyor. Tatlı rüyalarla destekleyici; kâbuslar şeklinde uyarıcı mesajlar gönderebiliyor.

                Oysa bilinçaltı dendiğinde aklımıza zaman zaman oyunbozanlık edip zihnimizi bulandıran bir şer odağından başkası gelmiyor. Bunun sebebi tıpkı streste olduğu gibi bilinçaltının da oldukça negatif kurgularla birlikte anılması. ‘Çocukluğa dönmek’ mitindeki genel temsil; o ejderhayı avundurmak ve terbiye etmek üzerine kurulu. Fakat bilinçaltının bir ejderha olduğunu kim kurgulamış? Onun oyun bozucu rolünü ispatlayan ve ortaya koyan kim? Freudyen yaklaşım bile özünde bunun tam tersini savlıyor.

                Bunun böyle olmasının sebebi psikolojik rahatsızlıklarda aranan örselenmişlikler. Kendisiyle barışılmamış, bastırılamamış, mantığa bürünememiş travmatik öyküler. Peki, bilinçaltının bu öykülerdeki yeri ne? Asıl yüzleşme vakti gelinceye kadar bilinç düzeyinden ilgili anıyı süpürmesi.  Yüzleşme zamanına karar verdiğinde ise bize fısıldadığı şu cümle: İşte tam sırası, göster kendini!

Aslında bilinçaltının istediği; basitçe filmlerdeki gibi ‘intikam zamanı’ oratoryosunun gür bir şekilde çalınıp egonun geçmişteki hatırayı onarmasıdır.

Fakat hayatın karmaşası içerisinde akıp durduğumuz belki de yuvarlandığımız düzlemde hiç birimiz bilinçaltımızın bize asıl fısıldadığı şeyi anlayacak dinginliğe sahip değiliz. Kastettiği şey yerine hissettirdiği şeyin esiri oluveriyoruz. O anda herhangi bir koku, bir müzik, bir yüz bizi o eski korunmasız –zavallı- beş yaşındaki çocuğa dönüştürüveriyor. O anda bilinç otuz altı yaşında olduğunu da baş edebileceğini de artık çok gelişkin olduğunu da unutuveriyor. Ardından fasid bir sarmal. Kendini yineleyen bir labirent döngüsü. Bir girdap.

Şehrinden bir adım çıkamayan elli yaşındaki adam mı dersiniz, asansöre bindiğinde gözleri kararan insanları mı? Kırkından sonra yutma problemi baş gösteren, kâbusların elinde uykusu cehenneme dönen, azıcık kalabalık gördü mü kendini atacak yer arayan onlarca insan aslında bilinçaltının “intikam oratoryosunda” asıl mesajı kaçırdığından savaşmak yerine kaçmayı seçen insanlardır.

İşin kötüsü ilk olayda savunma mekanizmalarıyla ta ki rövanşa kadar egoyu avutan bilinçaltı da ‘ne hali varsa görsün’ der artık. Tüm savunma mekanizmalarını havaya uçurur.

Bu durumda iyileştirici olan ise asıl mesaja giden en kısa yolu bulmaktan geçiyor bence. Ve sonra mesaja uygun performansı göstermekten. Belki önce korkarak, usulca, çekingence. Ama giderek cesur ve gerçek bir kahramana yakışır şekilde.

Kalın sağlıcakla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner38