Her din başlangıçta saftır, fakat insanlar onu bozar. "Siyu" yerlilerinin şu duasındaki inanç safiyetine (aslî tevhid) bakınız:

"İzin ver keremli ellerime,

yarattığın şeylere dokunsun.

Sesini duymam için kulaklarımı keskinleştir.

Kavrayabilmem için hikmet ver bana,

Her yaprağını her taşa gizemli bir şekilde yerleştirdiğin öğretini.

Kuvvet istiyorum, fakat kardeşlerimi ezmek için değil,

Sadece en kötü düşmanımı-kendimi- yenmek için.

Tanrım, değiştiremeyeceğim şeylere dokunmak için bana güç ver,

Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için de cesaret.

Bir de ikisini tefrik etmek için hikmet."

"Garip bir şekilde anlamsız inanç ve ibadetlerine rağmen bu "Kızılderili şiirinde" ne kadar yücelik var. Hıristiyanlığa benzemiyor mu? Yüce bir sevgi öğretisi ve Kiliselerde putlar? Bundan şu ortaya çıkmaktadır: Bir dinin tahrif olması esnasında ahlaki öğretiler onun daha dirençli kısmını oluşturur. Öte yandan teoloji ve inançlar çabuk bir yozlaşma ve çürümeye maruz kalır. Bu durum eğer dinin ibadet yönünün rahiplerin elinde olması gerçeğiyle açıklanamayacaksa başka nasıl yorumlanabilir?  Onların o kısımda "yapacak" bir şeyleri vardır; öte yandan ahlakî kısımda özel olarak ilgilenmezler. İlave olarak ahlaki emirler (sevgi, adalet, merhamet, hürmet...) kendi başlarına vazıhtırlar. Öte taraftan dinin ibadet kısmı daima az çok irrasyoneldir. Ve bu sebeple rahiplerin açıklamalarını gerektirir. Onlar da bu kısmı mümkün olduğu kadar anlaşılmaz hale getirmeyi çıkarlarına uygun bulurlar. Çünkü bu yolla kendi tekelleri güçlenir, kitlelerin kendilerine bağımlılığı artar. Herhalde Rahipler de müminlerin cumhuru da dini öğretinin ibadet kısmına daha fazla önem verirler; ahlaki kısım her iki gurup tarafından genellikle ihmal edilir. Dinlerin kesreti sadece ibadet ve inanç bakımından söz konusudur. Ahlaki kısım ise, dinlerin mantiki lübbüdür ve genellikle birbirine benzer, bazen özdeştir." (Aliya İzzetbegoviç)

Mevlana Celaletin-i Rumi!

Ne dersiniz! Acaba Mevlana da aşağıdaki bakışıyla, bir başka yönden Aliya’ya katılmıyor mu?

Mevlana Celaletin-i Rumi efendimiz bu hali Fihi Ma Fih'de şöyle beyan buyuruyorlar:

" Fıkhın aslı vahy idi. Fakat halkın efkar ve duyguları ve tasarrufları karışınca o letafet kalmadı. Zamanımızda vahyin letafetine hiç benzer mi? Nitekim bu su "Turut" ismindeki dağdan akmakta. Menbaı oradadır. Bak ki, ne latif, safın safıdır! Vaktaki şehre gelir ve ehl-i şehrin mahallelerinden geçer; ve bu kadar halk ellerini, yüzlerini, ayaklarını, a'zalarını ve elbiselerini yıkarlar; ve hayvanların necasatı onun içine dökülüp karışır; ve oradan başka tarafa akıp gider. Bakarsan vakıa yine o sudur. Toprağı çamur eder ve susamışı kandırır ve sahrayı yeşillendirir; fakat bu suyun evelce haiz olduğu letafetin kalmadığını ve ona nahoş şeyler karıştığını anlayacak bir mümeyyiz lazımdır.".

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48