Anlaşılan o ki…

Ülkemizin, küresel güçlerin prangalarından kurtulup kendi rotasında gitme konusundaki kararlılığı bazı çevrelerin hoşnutsuzluğunu son dönemlerde oldukça arttırmaya başladı.

28 ülkenin üye olarak bulunduğu, amacının sözde; üye ülkelerin tümünün olası bir kargaşa durumunda güvenliğinin sağlanması olduğu ve Türkiye’nin de Kore’ye asker göndererek1952 yılında ‘tam üye’ sıfatını kazandığı Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü diğer adıyla NATO’yu hepimiz duymuşuzdur…

Pentagon’a bağlı olan bu askeri kurumun plan ve emirleri de Washington’dan aldığını takip edenler az çok bilirler. Kuruluş amacının böyle masumane gözüktüğüne aldanmayın, NATO’nun yani dolayısıyla ABD’nin bu yapılanma üzerinden yürütmek istediği asıl amacının; üye olarak yanına çektiği ülkelerin askeri güçlerini kontrol altında tutmak olduğunu siyaset biliminden anlayan herkes artık idrak etmiştir…

NATO demişken…

Norveç’te geçtiğimiz günlerde düzenlenen NATO tatbikatında ülkemizin 2 önemli ismiyle ilgili yaşanan skandalı yayın organlarından üzüntüyle takip ettik. Bir NATO askerinin, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve halkımızın oylarıyla seçilen ilk Cumhurbaşkanımız olan Recep Tayyip Erdoğan’ı ‘düşman’ olarak nitelemesi hadisesinden bahsediyorum…

NATO yani ABD tarafından ülkemize duyulan nefretin bir tezahürü olan bu tutum, içinde bazı mesajları da barındırıyor olsa gerek…

Gördüğümüz ve yorumlayabildiğimiz kadarıyla…

Ne zaman NATO’nun içinde ABD’den bağımsız plan yapıp, karar alırsanız; ülkenizin istikrarı kesintiye uğratılır veya şahsınızın siyasi hayatı er ya da geç bitirilir. Buna en somut örnek olarak Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’i gösterebiliriz. Hatırlarsanız kendisi 2011 yılında NATO kararını beklemeden Libya’ya askeri operasyon başlatmıştı yani kendi başına hareket etmişti. Şimdiler de ise ne adını duyuyoruz ne de ne yaptığını biliyoruz. Çünkü zamanında Washington’dan izinsiz iş yaptı ve üstü çizildi…

Biraz önce bahsettiğimiz tutumdaki mesajlar da tam bu noktadan itibaren çıkarılmalıdır.

Şöyle ki…

NATO birkaç yıldır Türkiye’ye kendi başına hareket etmesinden dolayı Sarkozy’e baktığı gözle bakıyor desek pek da yanlış olmaz sanırım.

Çünkü Türkiye de birkaç yıl önce küresel güçlerin, zamanında boynuna geçirdiği ekonomik prangadan kurtulup kendi rotasında ilerleme kararı aldı yani diğer bir tabirle Amerika’nın başını çektiği oyunundan çıkma yoluna gitti. Daha sonraları ise misillemelerle birlikte alttan alta yaptırımlar uygulanmaya başlandı; kuduz köpekler misali terör örgütleri üzerimize salındı, ülkemizin çeşitli şehirlerinde bombalar patlatıldı, ekonomi üzerinden ülkemiz hedef alındı, çeşitli algı operasyonlarıyla devlet yöneticilerimiz halk nazarında itibarsızlaştırılmaya çalışıldı, zamanında devletin tüm kademelerine sızmış hainler aracılığıyla iç huzurumuz bozulmaya çalışıldı, Amerika’da ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde vatandaşlarımız terörist muamelesi gördü, ülke yöneticilerimize protokollerde saygısızlık yapıldı vs. derken son olarak Norveç’teki NATO tatbikatında küresel güçler bariz bir şekilde mesajı vermiş oldu: “Bizden ayrı hareket ederseniz hedef tahtasında siz olursunuz!”

Velhasıl kelam…

Biz televizyonlardaki saçma sapan programlarla, internet üzerindeki bomboş aktivitelerle oyalanırken sözde müttefiklerimiz, Cumhurbaşkanımızı, O’nun nezdinde tüm milletimizi ve ülkemizi hedef alan operasyonlarına hız kesmeden devam ediyor. Daha önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz üzere, ülkemiz üstü kapalı bir İstiklal Harbi’yle bir kez daha karşı karşıya…

Bizim yapmamız gereken ise…

Çok geçmeden geçmişte yaşanan siyasi polemik ve kırgınlıkları unutup, iç politikada birliğimizi sağlamalı, uluslararası arenalarda ülkemiz adına adeta diplomatik savaş veren devlet yöneticilerimizin yanında yer alarak bu belaları başımızdan def edene kadar mücadele etmeliyiz. Dış politikada vereceğimiz “milli birliktelik” mesajı eminim ki ülkemizin hayrına yapabileceğimiz en önemli şey olacaktır…

Artık şu ayrımı çok iyi yapmalıyız; Reis-i Cumhurumuz başta olmak üzere uluslararası arenada ülkemiz adına diplomatik savaş veren bakanlarımızın, diplomatlarımızın böylesine karmaşık bir ortamda devletimizin bekası için desteklenmesi siyasi bir ideoloji değil başlı başına milli bir duruş, gerçek anlamda da bir MEMLEKET MESELESİDİR. Milliyetçi Hareket Partisi bu meseleyi çok iyi anladı ve durması gereken, kendisine en çok yakışan çizgide durmayı bildi. Darısı diğer siyasi partilere ve onların tüm destekçilerinin başına diyelim…

GÜNÜN SÖZÜ: Dışarıdaki tüm namlular üstümüze çevrilmişken, içerde karışıklık çıkaran herkes haindir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
resul savtekin 2017-11-24 11:46:19

Ancak müslüman müslümanın kardeşidir.

Avatar
Nurullah 2017-11-24 23:26:02

Böylesine genç birinden beklenmeyecek fikirler maşAllah tebrik ederim vAllahi umarım devamı gelir

banner39

banner38