Sosyal medyanın -belki de tek- en sevdiğim yönlerinden biri, acil durumlarla ilgili müthiş bir dayanışma ortamının sağlanması. Kan ihtiyacı, kayıp kişi, hastalık, eğitim alanında ihtiyaçların karşılanması yönünde sağlanan bu dayanışmayı ve çabaların karşılık bulduğunu gördüğüm zaman burnumda bir sızlama hissediyorum.

Belki de gerçekten sosyal medya sayesinde ‘insanlık ölmemiş’ diyebiliyoruz. Hala bir nebze de olsa insanlığın ölmediğine dair umudu içimizde yaşatabiliyoruz. Düzenlenen imza kampanyaları ve özellikle Instagram ile Twitter üzerinden oluşturulan duyuru kampanyaları sayesinde kanser ve benzeri ölümcül hastaları, pahalı ilaçlarla iyileşebilecek insanları hayata bağlayabiliyoruz.

İnsanlık yine sınıfta kaldı

Ancak konu sosyal medya dışına çıktığında yani bire bir iletişime taşındığında insanlık yine sınıfta kalıyor. Bunun en vurucu örneğini Dilek öğretmende gördük. Tekirdağ’da okuyan kanser hastası Dilek, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a ilaçların çok pahalı olduğunu ve ilaçlara ulaşamadığını söylemişti. Maalesef paranın her şeyi çözebileceğini düşünen bir ‘insancık kitlesi’ne dahil olan Bakan, Dilek’in cebine para sıkıştırıp bir de üstüne “Dikkat et düşürme, çok para var orada” diyerek başından savmıştı. Ve içi rahat bir şekilde camiye gidip namazını eda etmişti. Cami çıkışını bekleyen Dilek, Bakan’a, “Ben dilenci değilim. İnsanlık konusunda bir kere daha hayal kırıklığına uğradım. Görüyorum ki hayatınız boyunca çaresizliği hiç tatmamışsınız” diyerek Bayraktar ve onun gibilere insanlık dersi vermişti. Ve Dilek geçtiğimiz ay vefat etti…

İsimleri değil, kendileri yaşasın

Edirne ve Saray Belediyesi, Dilek’in vefatının ardından vicdanlarını temizlemek adına genç kızın adını anıtta yaşatmak için bir anıt hazırlama girişiminde bulundu. Ancak Dilek’in ailesinden tokat gibi bir cevap geldi. “Dilek’imiz 7 yıl boyunca kanserle savaştı. Kapısına gittiğimiz insanlar bir kez bile geri dönüş yapmadı. Biz Dilek’in ismi değil kendisi yaşasın istedik” diyen aile anıt dikilirse suç duyurusunda bulunacaklarını belirtti.

Dilek ve onun gibi pek çok kişi imkanları el vermediği ve yardım istedikleri için ‘dilenci konumuna’ düşerek veda etti hayata. Emel Gözde Becerikli 9 kez yendi kanseri. 10’uncu kez yenmek için sosyal medya aracılığıyla yardım istiyor ‘insanlık’tan. Afra Rabia Demirel, annesi kanseri yendiği gün kendisinin lösemi hastası olduğunu öğrendi. İlik nakli bekliyor ve o da sesini sosyal medyadan duyurmaya çalışıyor. Meme kanserine yakalanan Zeynep Yazıcı, kanserin kendisinde oluşturduğu hasarı, yani ‘kanser gerçeği’ni paylaştığı videosunda gözler önüne sördü.

Bunlar sadece duyduklarımız, gördüklerimiz, bildiklerimiz. Bilmediğimiz binlerce insan kanserle savaşıyor. Bir kısmı maddi imkanı el verdiği için sessiz sedasız veriyor savaşını, maddi imkanı olmayan kişilerin sesini daha fazla duyuyoruz, kulaklarımızı tıkamadığımız müddetçe. Asıl sorun ve sorum şu; sosyal medyada gördüğümüz herkesin sesini duyurmaya çalışırken gözümüzün önünde yaşananlara nasıl kör, sağır, dilsiz olabiliyoruz. Yoksa sosyal medyadaki biz ve gerçek hayattaki biz farklı kişiler miyiz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48