Türk Cumhuriyet tarihine baktığımızda; 1950’den önce ve 50’den sonra, iki devrenin açıkça hâkimiyetini görüyoruz. İnşallah 2019'da ise yepyeni bir devre, üçüncü bir devre geçeceğiz ki, ben buna ‘asla rücu devri’ diyorum.

1950’ye kadar ki devir; CHP’nin mutlak olarak halkın üstündeki demir yumruğunu hiç gevşetmeden devamlı halkı zapt u rapt altına aldığı ‘TIMAR’ devri.

Bu devir; halkın söz hakkının olmadığı, halkın istek ve arzularının kaale alınmadığı, yöneten zihniyetin ‘halk için, halka rağmen’ prensibi ile hareket ettiği bir dönemdir.

Bu dönem; halkın tüm örf ve adetlerine savaş açıldığı, din ve inançlarıyla alay edildiği, yerine kendi ideolojilerinin (Kemalist) yeni bir din olarak ikame edildiği, köy imamının yerine, köy öğretmenlerinin konulduğu, mutlak bir istibdad ve baskı rejimi olarak tarihte yerini aldığı, bir kara dönemdir, bu dönem.

1950’den sonraki devir ise; artık yetkinin halkta olduğu çok partili bir dönem. Bu dönemden itibaren halkın; kendisine, özellikle dini baskıları acımasızca tatbik eden bu zihniyeti, ebediyyen ‘vekâletten azlettiğini’ görüyoruz. Bu seçkinci oligarşik gruba hiçbir zaman kendi adına yetki vermedi. Bir daha da iradesiyle başa getirmedi. Ancak çeşitli iç ve dış entrikalar ve müdahalelerle, bu ‘Şeflik Zihniyeti’ iktidar olamasa bile muktediriyetini ve halkın üzerindeki baskısını ve hâkimiyetini, (vesayet kurumlarıyla) 50’den sonra da devam ettirdi. Bunu gören ve bilen halk, bu oyunu da bozmak için, ‘ehven-i şer’ diye, bu zihniyetin karşısındaki muhalif grupları ve partileri destekleyerek, Halk Partisi’nin başa gelmemesini sağladı. Böylece geçici de olsa rahat bir nefes aldığını görüyoruz.

Bu mücadelede, halka öncülük eden ve ‘şeflik zihniyetinin’ ruh dünyasını deşifre eden, işkence, zulüm ve sürgün gören din adamlarının büyük bir payı olduğunu görüyoruz.

Bu Halk Fırkası zihniyetinin halk ile olan mücadelesi, 1923’ten beri hep devam etti ve ediyor. Bu kadar mağlubiyetlerine rağmen, halk, bu zihniyetin barışmak adına hiç adım attığına da şahit olmadı. Geçmişte yaptıklarından dolayı, pişman olduğuna dair bir özür beyan ettiğini de alenen görmedi. (Meselâ; şu anda bu fırkanın başında, yetkisini tazeleyen zat (KK), geçmişte “Dersim olaylarında” yapılan insanlık dışı muameleleri çok iyi bilmesine ve o ortamda doğmasına ve yetişmesine ve ağıtlarla/türkülerle o acıyı yüreğinde canlı tutmasına rağmen, o insanlara yönelik açıkça ve alenen ‘bir özür beyanında’ bulun(a)madı)...

Yani anlayacağımız; Bu zihniyet eski ‘şeflik zihniyeti’ olarak yaşamını elan sürdürmektedir. Fikir ve düşüncesinden (buna küfr-ü inadi de diyebilirsiniz) bir adım dahi geri atmamıştır.

Şimdi zaman zaman bu zihniyetten beslenen “toplum mühendisleri”, bu fırkanın, niçin halk tarafından benimsenmediğinin sebeplerini sayarken; nedense, topyekûn Müslüman bir kitleye karşı beslediği kin, inançlarına karşı ortaya koydukları ideolojik tavırlarını, hiç mi hiç gündeme getirmiyor, inatçı ve inkârcı tutumlarını görmezden gelerek, bir sürü başka nedenleri sayıyorlar.

VE ÜÇÜNCÜ DEVİR

Şunu net bir şekilde ifade edeyim ki; 2019'daki Başkanlık Seçiminde de benzer bir final ve akıbet kendilerini bekliyor. Bu öyle bir akıbettir ki; Bu ülke artık ebediyen bu Halk Fırkası zulmünden kurtulacak. Ve bir millet uzun bir ınkıta döneminden sonra tekrar aslına rücu edecektir. Şimdiden bunu bir yere yazınız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48