Stresle ilgili bu dördüncü yazı. Bence bu kadar hayatımızın içinde olan bir olgu olarak da bunu hak ediyor. Bu son yazıda zararlı etkilerinden nasıl korunabileceğimizi paylaşarak bu floodu (seri yazı dizisi) tamamlayalım. Bunu yaparken iki ayrı plana ayırmak istiyorum. Birincisi stresi zararlı boyuta ulaştırmamak için yapacaklarımız. İkincisi ise artık zararlı boyutlara ulaşmış stres olgusuyla nasıl baş edebileceğimiz şeklinde olacak bu ayrım.

Stresi karşılayamayacağımız boyutlara ulaştırmamak için;

-Sorunlarımızla en başından yüzleşelim.

Onları büyütmeyelim. Ertelemeyelim. Kendiliğinden çözülmesine bırakmayalım. İnisiyatif kullanmaktan çekinmeyip ocağında ve odağında halledelim sorunlarımızı. Çünkü ertelenen ve halı altına süpürülen sorunlar kartopu etkisiyle büyürken, sorun çözme becerilerimiz ve özgüvenimiz o sorun karşısında ‘gün ışığı etkisiyle’ küçülüyor ve eriyor.

-Monotonluktan sıyrılalım.

Her zaman aynı tür müzikler yerine türleri değiştirerek dinleyelim. Sürekli aynı insanlarla değil çevremizi genişletmekten kaçınmayarak farklı yüzlere, farklı fikirlere ve farklı seslere açalım kendimizi. Monotonluk; kişiliğimizi kemiren görünmez kılkurtlarından. Değişmeyen ve artık bildik gelen çevre heyecan yaratmadığı ve keşif duygumuzu

aktifleştirmediği için sıkılma hissimiz strese yol açabiliyor.

-Fizyolojik sağlığımıza aman çok dikkat edelim.

Düzenli uyku, düzenli beslenme psikolojik sağlığımızı direk etkileyen önemli unsurlar. Düzenli beslenme tıpkı düzenli uyku gibi fiziki departmanlarımıza yeterli suyu, güneşi, oksijeni ve enerjiyi sağlayan en ana parametreler. Uyku ve düzenli beslenmeden yeterli enerjiyi depolayan psikolojik aygıtımız olumsuz duygudurumlarla daha iyi başa çıkıyor. Tıpkı iyi beslenmiş bir pehlivan gibi.

-İletişim kanallarımızı diri ve güçlü tutalım.

İyi bir iletişim hem (etkili bir sorun çözme gereci olarak) stresin zararlarını azaltıcı rol üstlenecek hem de hayatımızı düzende tutmanın önemli bir sağlayıcısı (supplementer) olacaktır. İletişim seminerlerinde hep bahsettiğim bir gerçek; iletişimin doğuştan gelen bir yetenek olmadığı ve sonradan geliştirildiği. Biz de kendimizi iletişim konusunda inanılmaz bir şekilde geliştirebiliriz.

-İşlerimizi ertelemeyelim.

Ertelenen işler biz istemesek de üzerimizde bir baskı stratejisi illa geliştirecektir. Bu baskı bize başedilmesi zor stres etkisi olarak olumsuz katkı sağlayacaktır. Bu baskı ile uğraşmak yerine işimizi bitirmenin rahatlığı ve başarısını derinden hissedip mutlu olabiliriz.

-Vakit buldukça spor yapmaktan geri durmayalım.

Spor yapmanın hormonal aktivasyonlarını bilmeyenimiz yok gibi. Dopamin seviyemizi artırarak endorfin (haz hormonu) salgılanmasını çoğalttığı bu şekilde mutluluk seviyemizi yükselttiğini biliyoruz. Spor yapmayı günlük aktivitemizin bir parçası haline getirip ucuz yoldan mutluluk yaşamanın yolunu bulabiliriz.

Gelelim stresin zararlı etkileriyle yüzleştiğimizde ne yapmamız gerektiğine...

Önce bir durum değerlendirmesi yapalım. Kendimizi istim üstünde hissettiğimiz, sürekli gergin bir modda olduğumuz ve olayların üstesinden gelme gücümüzün epeyce azaldığı dönemler bu dönemler. Sanki her an patlayacakmışız gibi geliyor ve hiç bir şekilde eğlenemediğimizi hissediyoruz. Rahatlama ve her şey yolundaymış gibi hissetme durumu bizden kat be kat uzakta. İşte bu zamanlarda yapacağımız bazı egzersizler hayat kurtarıcı olabilir.

-Önce bir durup (varsa) sorunun kaynağını bulmaya çalışalım.

Yüklendiğimiz aşırı stres var olan bir sorundan kaynaklanıyor ve biz bunu fark etmemiş olabiliriz. Bu yüzden kısa bir molayla bile esas sorunun kaynağına ulaşıp onu ortadan kaldırma stratejisi geliştirebiliriz.

-Hızımızı yavaşlatalım.

Fazla stresin en belirgin özelliklerinden birisi sanki durursak düşecekmişiz gibi hissettirmesidir. Hayır, bu asla doğru değil. Asıl bir süre durup dinlenmezsek düşeceğiz.

Acilen hızımızı yavaşlatıp kendimize şu soruyu soralım: Hey, bana neler oluyor? Bu sorunun cevabı sanırım çevre düzenlemesi yapmamıza epeyce yardımcı olacaktır.

-Acil durum moduna girip en yakın destek kaynaklarımıza ulaşalım.

Çoğu zaman farkında olmadığımız ama çevremizde bizi deniz feneri gibi aydınlatan dostlarımız, yakınlarımız vardır. İşte şimdi onların sahnesi başlamalı. Rahatlatıcı, destekleyici soluklara, ses tonlarına ihtiyacımız var; deneyin ve sonucu görün. Şaşıracaksınız.

-Bir süre (pause) ‘dur’ tuşuna basıp, kendimizi tatil moduna alalım.

Vücudumuzun, zihnimizin de bir kapasite birimi olduğunu unutmayalım. Her kapasite biriminin bir limit taşıdığını da. Bu limitin üstündeki her yüklenme geriye aşılması zor bir tortu bırakacaktır doğal olarak. Bazen bizler de limitimizi aşırı zorlamaktan mütevellit stresin ağırlaştırıcı ve ezici yanlarıyla karşılaşabiliyoruz. Demek ki ne yapacakmışız böyle durumlarda: Pause please...

-Hayatımızı düzenlemeye en yardımcı değişimi bulup uygulamada ısrarcı olalım.

Bazen de zorlaştırıcı unsurları uzun süre yakınımızda taşıyor olabiliriz. Bu farkında olmadığımız ağır bir poşeti yokuşa doğru taşımak gibi bir şeydir. Üzerimizde fazladan bir yük. Zorlandığımızı hissettiğimiz zamanlarda hemen dönüp bakalım hayatımıza bize faydasından çok zararı olan bir şey var mı diye. Ve hemen kurtulalım ondan, evet; kurtulalım.

-Bir süre kendimizi şımartalım ve aslında "çok değerli" olduğumuzu fısıldayıp duralım.

Evet bu doğru çok değerliyiz. Ve hatırlamaya ihtiyacımız var bunu.

-Dua edelim.

Bazen altından kalkamayacağımız yüklerle burun bururna kaldığımız durumlarda bazı yardımcı kuvvetlerinin gücünün her şeye yettiğini bilmek ve ondan dilediğimizce yardım isteyebileceğimizi bilmek müthiş rahatlatıcı... Evet dua da edelim. Belki de sıklıkla…

Kalın sağlıcakla...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner48