Şüphesiz…

        Şu an ülke olarak en önemli gündemimiz, ABD ile ilişkilerimiz ve müttefikimizin(!) ekonomi üzerinden ülkemize yaptığı ciddi baskılar…

        Dilerseniz…

Neler olup neler bittiğini anlamak için biraz geçmişi irdeleyelim ve geniş adımlarla günümüze gelerek finalde konuyu küçültelim…

***

Siyasi tarih bilgisi kuvvetli olanlar hatırlayacaktır ki…

        2. Cihan Harbi’nden sonraki süreçte dünya tam manasıyla “iki kutuplu” bir sistemle yönetilmeye başlanmıştı…

        Savaşta, Müttefik Devletlerin en güçlülerinden olan Amerika ve bugünkü adıyla Rusya, savaş sonrasındaki süreçte dünyayı iki zıt istikamete çekerek büyük bir kutuplaşma başlatmıştı…

        Soğuk Savaş dönemini, karşılıklı restleşmeleri, dünyanın iki Süper Gücü’nün birbirine yönelik akıl dolu misillemelerini ve iki kutuplu sisteme ait benzer vakaları kitaplardan okuyup konuyla ilgili malumat sahibi olduk…

        Lakin…

        Son yıllarda ekonomik anlamda büyük atılımlar gerçekleştiren Çin, meşhur teknolojik hamleleri ve toplum 5.0 endüstrisiyle Japonya, sanayi başta olmak üzere üretime dayalı ekonomisiyle büyüyen Almanya gibi ülkelerin inanılmaz boyutlara ulaşan gelişimleriyle artık dünya iki kutuplu sistemden, çok kutuplu bir yönetim biçimine doğru yüzünü dönmüş durumda…

        Tabi böyle bir evrilmenin yaşandığı bu süreçte, geçmiş dönemlerin baş aktörleri olan ABD ve Rusya’nın da boş durduğunu söylemek mümkün değil…

        Anlaşılan o ki…

Savunma sanayii bakımından bahsi geçen alanın en iyi iki devleti olan bu ülkeler geçmiş dönemlerdeki gibi dünya siyasetinde söz sahibi oldukları iki kutuplu sistemden tam anlamıyla ayrılmak istemiyorlar…

Bunun içindir ki ellerinde bulunan kuvvetli kozları kendi kutuplarına müttefik toplamak için iyi kullanmaya çalışıyorlar…

Tüm bu “beynelmilel hengamenin” arasında Türkiye’nin konumuna baktığımızda ise mevcut konjonktürlerde yapılabilecek en iyi dış politikanın uygulandığını söylemek mümkündür…

Ülkemiz, ilk kurulduğu yıllardan bu yana uluslararası platformda her daim barıştan yana tavır sergilemiş ve bir denge politikası gütmüştür.

Nitekim…

Kutupların iyice sivrildiği ve tarafların netleştiği 50’li yıllarda Türkiye, tercihini ABD’nin başını çektiği ve “Batı bloğu” olarak adlandırılan kutuptan yana kullanmış ve 1952 yılında NATO üyesi olmuştur…

Bu süreçten itibaren ABD ile iyi ilişkiler kurulmuş ve“Stratejik ortaklık” tabiri her daim kullanılmıştır.

Fakat…

Son yıllarda ne yazık ki stratejik ortağımız(!) ülkemizin olumlu yönde olan ekonomik büyümesine ve bölgesinde belirleyici bir aktör olarak söz sahibi olmasına net bir dille karşı çıkar oldu…

Bu tutum da haliyle, gelişimden ve kalkınmadan taviz vermesi asla beklenemeyecek olan ülke yöneticilerimizi yeni müttefikler ve iş birliklerine itmiş vaziyette…

***

Aşama aşama bu noktalara gelen Türkiye-Amerika ilişkilerinde son zamanlarda bir de Rahip Brunson krizi patlak verdi ki; bu olay bardağı taşıran son damlaydı…

ABD’nin birkaç yıldan beri uluslararası platformda ülkemizi yalnızlığa itme konusundaki politikalarını zaten biliyorduk…

Örneğin…

Birkaç yıl önce Mısır ile Türkiye’nin diplomatik ilişkileri çok iyi düzeydeydi fakat Mısır’daki meşru hükümete karşı Amerikan desteğiyle yapılan bir askeri darbeyle Türkiye-Mısır ilişkileri donma noktasına geldi.

Yine aynı şekilde, Katar ile çok samimi bir gönül bağımız ve ikili devlet ilişkilerimiz vardı fakat Birleşik Devletlerin,Suudi Arabistan üzerinden gerçekleştirdiği ambargo oyunuyla Katar mecburen Amerika’nın safına kaydı ve ikili ilişkilerimiz bir nebze de olsa sekteye uğradı.

Ve geçtiğimiz günlerde…

Amerika’nın, ülkemizle %30’luk bir ticaret anlaşması olanİran’a yönelik uygulamaya koyduğu ambargo ile birlikte Türkiye-İran ilişkilerinin alacağı pozisyon hala belirsizliğini koruyor…

***

Sonuç olarak…

Dünyaya adeta bir ticaret ve ekonomi savaşı açmış olan ABD, kendi hegemonyasına ters düşen başta Türkiye gibi ülkelere ağır bir yıpratma politikası uyguluyor.

Rahip Brunson’un tutukluğunu bahane göstererek, kendisine karşı bağımsızlık mücadelesi veren ülkemizi apaçık bir ekonomi terörüyle karşı karşıya bırakan ABD yöneticilerine, milletimizin 15 Temmuz’daki kararlı ve vakur duruşunu hatırlatmak gerekir...

Ayrıca…

        Senelerden beri uyguladığı politikalarıyla dünyaya kan, zulüm ve zorbalıktan başka bir şey getirmeyen emperyalist müttefikimiz(!) ABD, ülkemize kuduz köpekler misali saldırıyorsa istikametimizde bir yanlışlık yok demektir…

***

        SON SÖZ:

15 Temmuz’da tankların, uçakların, mermilerin karşısına dikilip emperyalist köpeklere ve onların maşalarına nasıl geçit vermediysek, bugün yaşanan ekonomik 15 Temmuz’da da onların istediği spekülasyon ve karışıklıklara izin vermemeli ve parti ayrımı gözetmeksizin devlet yöneticilerimizin arkasında dimdik durarak dünyaya yeniden milli birlik dersi vermeliyiz.

Unutmayalım ki; biz büyük ve güçlü bir milletiz ve her ne olursa olsun yine #KAZANACAĞIZ.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48