Sayısı az olup, zor ulaşılan çoğu varlığı güzel olarak adlandırmamız yeni karşılaştığımız bilgiye olan saygımızdan kaynaklanıyor olmalı. Hiçbir şey yapmadan varlıklarını kabul ettiren bu güzelliklerin nazlanmaları, kendileri saklamaları da en doğal hakları. Avcıların keşiflerinden kaçamamaları ise bahtsızlıklarıydı.

Güneşin açmasıyla bize göz kırpan yeşilliklerden kendimizi daha fazla mahrum edemezdik. Okulun son günleri olması piknik yapmamıza fırsat sunuyordu. Doğanın içerisinde yeni keşiflerle dolu olacak olan bu gezi de karşılaştım ilk defa dört yapraklı yoncamla. Kimselere göstermeden sakladım, bana sunacaklarını hayal ettikçe heyecanlandım.

Her gece uzanıp kısık sesli bir melodiyle hayallere dalardım, elimde sımsıkı tuttuğum yoncamla. Öyle narindi ki kısa süre de soluverdi. Olsun, yine de benimdi. Kitabımın arasında saklamamı engelleyemezdi.

İkinci kişiler bile mutsuzluk getirdiğini bildiğim için, insanların kalabalık içerisinde bu kadar çok eğlenmelerini gıpta ile izleyeceğim yıllara doğru ilk adımımı bu yaz atacaktım…

Bilinmezliklerin gizemine kapılıp aldım elime listeyi, önümde duran sıralamalara göre yazdım bölümlerin isimlerini. Puanımın hangisine yeteceğinin bir önemi yoktu, önemli olan bir an önce birisine yerleştiğimin yazısını görmemdi ve bir an önce benden vefa bekleyenlerden uzaklaşıp gitmemdi. Seçemediklerimizden kaçmayı seçmekte ne ilginçti. Özellikle de kaçtığımızı sanacak kadar inandırıcı olmak…

Yüreklere gizlenen yağmurlu günlerin hüzünlerini yeni keşfettiğim, keşfedeceğim yıllara doğru adım atıyordum. Her dönüşümün ayrı bir hikâye barındırdığı bu şehre gün geçtikçe daha da bağlanıyordum. Öyle ya ben her şeyin en iyisini bilirdim, hep ben seçerdim; nokta atışı yaptığım dualarımın bedellerini görmemi de hep kaderime ve şansıma bağlıyordum. Keyfime düşkün, ayaklarımın yere basmadığını keşfedecek kadar küçüktüm… Aynı zaman da babası tarafından da terkedilecek kadar büyüktüm(!)

Kimi zaman keyiflenip kendimi dost meclisinde buldum, kimi zaman efkârlanıp fenerin dibindeki amcayla ahbap oldum. Hep anlattım anlamadan,  unuttum farkında olmadan.

İnsan yaşadığı yörenin özelliklerini benimsemeye başlıyor. Edinilen dostluklar ihtiyaç zamanında daha da çok bağ kurmanıza sebep oluyor… Fındık sezonu yardım etmenin keyfini, yorgunluğumuzun beraber içilen bir bardak çayla bir yudum sohbetle yatıştığı bir on günün; suyun akışı gibi hızla geçip gittiğini zihnim yeni yeni kabulleniyor. Bahçeden döndüğümüz her seferde masumiyetin gönlüm göz kırpacağı ve benim bu anları sürekli düşüneceğimden bir haber yaşadım o günleri…

Geçti. Yıllar geçti de anılar bitmedi. Öylece dalıp gitmemi kimseler engelleyemedi, derdimi soranı yanımdan uzaklaştırmam iki cümleme bağlıydı. Oldukça başarılı olmamda şaşırtıcıydı… Dört yapraklı yoncamı sakladığım kitabı bulsam bütün bu sitemlere gerek kalmayacaktı, kitabımı alanı kovduğumu hatırlamam lazımdı. Uyumadan ansızın hatırlamam lazımdı.

Hayatı her zaman umduğunuz kadar cömert olmayabilir, bu sebeple hayatınızda size uğur getiren insanları kaybetmemeniz dileğiyle sevgili okurlarım… Dört yapraklı yoncalarla bezenmenizi dilerim, haftaya görüşmek dileğiyle esenlikler içerisinde kalın…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48