Bir konu dışarıdan basit gibi görünür bazen. İçine girince ise türlü labirentlerle karşılaşabilirsiniz. Hele insan ruhuyla ilgili yazıyorsanız bu labirentler galaktik bir evrene dönüşebilir. İletişimle ilgili bu yazım da öyle oldu benim için. Cümlelerimi kısaltmaya çalıştıkça aslında değinmediğimi fark ettiğim onlarca şeyle karşılaştım. Ve en özet haliyle sunmaya çalışırken bir de bakıyorum gene devasa bir büyüklüğe ulaşmış.

                Dilimiz de hastalanabilir demiştim son yazımda ve bazı hastalıklarına kısaca değinmiştim. Bugün gene bunun üzerinden devam edelim ve iki hastalığı daha gün ışığına çıkaralım bugün. Söz, sıkmayacağım sizi.

                Dördüncü rahatsızlığımızı ‘vazgeçmek’ diye adlandıralım.

Konuşmaktan vazgeçmek; aktarımdan, dert anlatmaktan, çözüm bulmaya dönük iletişimsel araçları kullanmaktan vazgeçmek şeklinde ortaya çıkıyor çoğu zaman. ‘Selektif mutizm’ diye bir psikolojik rahatsızlık çeşidi var alanımızda. Bazen bazı rahatsızlıkların bir semptomu olabilirken bazen başlıca bir rahatsızlık da olabiliyor. Çoğunluğu herhangi bir olaydan sonra artık yararının olmadığını düşünmelerinden olacak ki konuşmayı bırakıyorlar.

                Siz içinizden milyon kere acaba şimdi konuşsa ne derdi, bu yolu neden seçmiş olabilir, diye düşünüp dururken o inatla susmaya, gene susmaya ve her defasında susmaya devam eder. Vazgeçişin esas zemininde kimi zaman büyük bir kalp kırıklığı kimi zaman defalarca denemesinin yarattığı anlamsızlık hissi yatar.

                Çoğu zaman tam anlamıyla bir susmuşluk da olmaz bu. Artık geçiştirmeye başlar sizi, her şeyi. Bir şeylerin üstünde çok durmaz, hırslı gözükmez ve kabullenişini yaşar durur. Kavga etmez, tartışmaz, karşı çıkmaz. İçtenlikten uzak bir tebessüm yerleşir yüzüne. Bazen bir bilge bazen aptal görüntüsüne bürünür de nasıl anlamlandıracağınızı bilemezsiniz.

                Böyle bir dönem geçiriyorsanız sadece bekleyin. Aktarmak için acele etmeyin. Aptal gibi görünmemeyi başarın yeter. Bir gün tüm biriktirdiklerinizi artık dökmeniz gerektiği zamanı anlayacak ve normalleşeceksiniz. Eğer yakınlarınızda varsa böyle biri konuşturmaya zorlamayın. Yanında sessizce saatler geçirebilirsiniz. Hiç sormadan kendinizi açabilir ve durmaksızın bir şeyler anlatabilirsiniz. Zorlamayın ve aptal olmadığını hissettirin sadece.

                Daha bir sürü şey eklenebilir aslında. Her organımız gibi dilimiz de rahatsızlanabiliyor. Kusurlu bakmaktan alıştığımız kusur bulma, dilimizin ana eksenini oluşturabiliyor. Herkese her şeyden yakınmak gibi bir içsel dürtüyle karşılaşabiliyoruz. Çevremizdeki her şeyle alay edesimiz, herkese karşı acımasızca davranasımız, ya da her şeyi olduğundan her zaman farklı anlatma çabamız (Bkz: Mitomani) olabiliyor.

                Burada esas olan bu olanların bir süreliğine değil adeta iletişim biçimimizi mahkum etmişçesine başka türlü davranamama durumunun olmasıdır. Bu sebeple arada bir günlük lügatimizi hakikaten gözden geçirmemiz gerekir. İnsana huzur veren bir armoni bulabiliyorsak ne ala; müthiş bir kümelenme ve kesif bir kamplaşma varsa acil butonuna basabiliriz. Elbette gün içinde kızdığımız, hüzün yaşadığımız, kırgınlık içinde olduğumuzu düşündüğümüz de olacaktır. Fakat totalde sevgi sözcükleri, hoş görü metinleri, mizahi unsurlar da bir koro halinde neşet etmişse o zaman sorun yok. Rahatlıkla övünebiliriz dilimizle.

                Kalın sağlıcakla…             

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48