Geçtiğimiz haftalarda bir milletvekilinin, mensubu olduğu partiyle çelişerek ‘diktatör’ kavramı üzerinden Türkiye Cumhurbaşkanı’nı hedef aldığı sözleri talihsiz ve trajikomik bir açıklama olarak gördüğümü söyleyip yazıma giriş yapmak istiyorum.

Diktatör kavramı tarihte ilk olarak Antik Roma Medeniyetinde ortaya çıkmıştır. Latincedeki kelime anlamı ile ‘dikte eden, emir veren’ manasına gelir. Ancak Antik Roma'daki anlamıyla, günümüzde diktatör kelimesini duyduğumuzda aklımıza gelenler arasında sanki biraz fark var gibi. Çünkü Eski Roma'da bir yöneticinin diktatör olabilmesi için, Roma Devleti'nin çok büyük karışıklar içerisinde olması gerekirdi. Örneğin: Büyük bir iç savaş veya güçlü bir düşmanın baskısı altında olmak gibi…

Bu tanımlama; günümüzde ise sürekli her şeyin kendi istediği gibi olmasını isteyen, ifade özgürlüğünü kısıtlayan ve himayesi altında yaşayan kişilere tek tip yaşam hakkı sunan devlet yöneticileri için kullanılıyor ve öyle zannediyorum ki ilk paragrafta bahsettiğim talihsiz açıklamanın sahibi olan milletvekili de bu tanımlamaya dayanarak öyle bir konuşma yaptı…

Dilerseniz bu karmaşık terimleri, tanımlamaları ve Antik Roma tarihini bırakıp “diktatörlük”tabirinin daha anlaşılır hale gelmesini sağlamak ve yakın tarihimizde başımızdan geçenleri yeniden hatırlamak için kendi tarihimize; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarına yani “Tek Parti Dönemi” diye tabir ettiğimiz CHP’nin iktidar olduğu dönemlere bir göz atalım. Eminim ki “diktatörlük tanımı” bu dönemlerden vereceğimiz örneklerle daha anlaşılır olacaktır...

O yıllarda…        

Şapka yerine sarık takanların hapse atıldığı, öşür vergisi adı altında zaten yoksul olan halkın iyice sömürüldüğü, askerlerin cami kapılarında ‘Türkçe ezan nöbeti’ tuttuğu, yol vergisini veremeyenlerin yollarda zorla çalıştırıldığı, Kuran-ı Kerim’in gizli saklı okutulduğu, okuyanların ve okutanların yakalandığı takdirde dayaktan geçirilip, aç ve susuz bırakılmak suretiyle nezarethanelere atıldığı, camilerin ahıra çevrildiği, insan hakları ve demokrasi gibi tabirlerin yalnızca lafta kaldığı, mevcut durum ve iktidara karşı muhalif tutum sergileyenlerin bireysel ya da kitlesel olarak etkisizleştirildiği, insanların ibadet haklarına saygısızlığın ve tahammülsüzlüğün had safhaya ulaştığı, her şeyin devlet tekelinde olduğu ve bunlara benzer nice olumsuz uygulamalar gördü Türkiye…

Atatürk’ün yakın dostu Fethi Okyar’ın kendi anılarını yazdığı ‘3 Devirde Bir Adam’ kitabının 443.sayfasında geçen ve cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930’lu yılların Türkiye’sinden bahsettiği “Ben cumhuriyeti tesis ettim. Fakat bugün idare şekli cumhuriyet midir, diktatörlük müdür, şahsi hükümet midir, belli değil” lafı ise CHP’nin geçmişinde uyguladığı diktatörlüğün boyutunu en bariz şekilde ortaya koyuyor sanırım…

Tüm bu yazdıklarımızdan sonra…

İlk paragrafta bahsettiğim açıklamanın sahibi olan CHP’li milletvekiline şu soruları sormak gerekmez mi?

Bir…

Mensubu olduğunuz partinin geçmişte yaptıkları ortada, bu yaşanmışlıklara bakarak ‘diktatörün şeddelisinin’ kim olduğunu ayırt etmek bu kadar zor mu?

İki…

Vekili olduğunuz milletin yüzde 52 gibi yüksek bir oranla Cumhurbaşkanı olarak seçtiği birine “diktatörün şeddelisi” demeyi nasıl uygunbuluyorsunuz? Bu söylediğinizin akıl ve mantıkla bağdaşır bir yönü var mı Allah aşkına?

Üç…

Miting meydanlarında sizinle aynı düşünceye sahip insanların önünde gaza gelerek bu tarz yakıştırmaları yapmak kolay. Aynı sözleri meclis kürsüsünde, kıvırmadan pat diye söyleyebilecek yüreğiniz var mı?

Dört…

Siz bir cerrahi müdahale geçirdikten sonra telefonla sizi arayıp halinizi hatırınızı soran bir Cumhurbaşkanınız var. Mantıklıca bir düşünün hangi diktatör kendine muhalif birine bunu yapar?

Velhasıl kelam…

15 yıldır sürdürülen siyasi istikrar sayesinde ülkemizin hangi noktalardan hangi noktalara geldiği çok açık ortada. Ekonomisiyle, ulaşım alanındaki yatırımlarıyla, dünya çapındaki mega projeleriyle ve daha nice olumlu gelişmeleriyle ülkemiz bölgesinin lider ülkesi konumuna çoktan ulaştı…

Akıl ve mantık süzgecinizden bir geçirin; bu yazdıklarımızın diktatörlükle yönetilen bir ülkede gerçekleşmesi mümkün müdür? Eğer mümkün olsaydı 1923-1945 yılları arasında ülkemiz yükselişte şaha kalkardı.

Son olarak…

Milletin bir ferdi olarak, mevzubahis açıklamanın sahibi CHP’li milletvekilinden, düştüğü gafleti kabullenerek başta milletimizden daha sonra da Reis-i Cumhur’dan özür dilemesini talep ediyorum.

        

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Vahit 2017-11-11 15:27:13

Açtım baktım o kitabı yok

Avatar
ismet 2017-11-13 09:37:18

chp cezim bulaştıran bi parti