Derin bir uykunun içerisine düşüyorum, bu durumu fark ederken verdiği keyiften dolayı sesimi çıkarmıyorum. Övdüklerim, sabrettiklerim, yer ettiğimi sandığım her yeri hayal meyal hatırlayarak ara ara bu limanlara uğrayıp selam vererek gözlerimi açmadan zihnimi oyalıyorum.

Soğuğu hissedip, üşümüyorken; hücrelerimin her birinde oluşan hipnoz etkisine rağmen duyduğum hafif sızıyı bastırıp uykuma devam etmeyi denedim, denedim de gözlerimi açmama sebep olan ışığın kaynağına direnemedim. Sanki birisi miskinliğime isyan edip ansızın lambaları yakmıştı, yetmezmiş gibi hükmedemediğim bir anda ayağa kalkmamı sağlayıp zihnimde oluşan sisi güneşin etkisiyle dağıtıvermişti. Oysa ne mümkündü ben istemeden bunu başarabilmeleri(?)

Hayat hep benden ibaret sanırken yine kahkahaları duymam ve hırsımdan ağlamaya başlamam aynı anda oldu, durumu kabullenmek için gereken ilk adımları da atmış bulundum.

Fısıltılar birer anlamlı cümleye dönüşmeye başlamışken, pür dikkat sözlere kulak verdim. Herkes bir telaş içerisinde olup kutlama planı yapıyor, eksik var mı diye birbirlerini sorgulayan gözlerle hafif korkuyla sürekli çevrelerini kontrol ediyorlardı. Çocuklar ortalıkta her şeyden habersiz yeni maceralar peşindeyken büyüklerin eli ayağı birbirine dolanıyordu.

Kahvaltımı yaptıktan sonra artık daha da anlamlandı etrafımda olup bitenler. Bir o yana bir bu yana koştururken, telaşın kucağında buluverdim kendimi… Temizliğe, süslemelere koştururken; yeni uyananların kahvaltılarını hazırlayıp sunarak bir an önce yardım etmeleri gerektiğini anlatarak bedenimin açılma hızını zirveye taşıdım.

Yumrukların, parmaklarımızı rahat bırakması gibi sırayla açılıverdi bütün goncalar. Renklerle bezediler her bir yanı, etrafa yaydıkları kokularıyla kutlamamızı başlattılar. Herkes birbirini selamlamaya başlamışken, rüzgârın solistliğinde müziğin sesi yayılıverdi yüreklere. Ahenkle dans etmeye başlayanlar etrafa yaydıkları polenlerle mutluluğu yüreklere gizlediler. Herkes üzerindeki hafiflikle uçabileceğini bilirken, kalmayı tercih ediyordu; kalıpta bu anı beraber yaşamayı seçiyordu... Isınan gönüllerin, yorgun düşen bedenlerin yıldızların serpiştirdiği uyku tozlarıyla toprağın bağrında, tebessümle uyuyakalmaları yeni güne hazırlık yapmaları için gerekliydi. Sabahların lezzeti onların uyanmaları için yeterli sebepti, mutluluğa uyanmayı dilemek her canlının isteği olup; kuş seslerinin tazeliği kulaklarına merhem idi…

Her mevsimi selamlardık ama İlkbaharın yeri ayrıydı gönüllerimizde… Nisan ayının ismi bile gülümsememize sebepti, işte baharı kutlama telaşımız renklerin doğuşunu, huzurun doygunluğunu, umutların, hayallerin; can sularını almalarıyla tazelenmemizi sağlamasından kaynaklanıyordu. Coşku ilmek ilmek yüreğimize işlenirken; doğa, bedenimizi sevgiyle kucaklıyordu. Mümkün müydü, sessiz kalmak? Değildi tabi.

Sevgili dostlar, biliyorum artık bıktınız baharı selamlamamdan… Bu dönem baharla ilgili son yazım olsun o zaman. İçinizdeki goncaların artık renklerini belli etmelerini dileyerek veda ediyorum bu hafta size. Esenlikler içerisinde, bahar tazeliğinde kalmanızı ümit ederek. Sevgiyle kalın her an sevgiye bulanın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner41

banner38

banner48