14 Mart 2018 Çarşamba 23:32
1673 Okunma
Bursa'nın Semt ve Mahalle isimleri nereden gelir biliyor musunuz ?

Fomara

Biliyorsunuz Bursa, eskiden beri bir tekstil kenti. Osmanlı döneminde de ticaret işlerini gayrimüslimler yürütüyormuş. İşte 1800lü yılların sonlarında, bugünkü Fomara meydanının olduğu bölge Bursa'nın dış sınırında kalıyormuş ve genelde üretilen ipek ve diğer tekstil ürünlerine normalden biraz daha fazla ücret vererek satın alan İtalyan asıllı bir tüccar burada bir ticarethane açmış. Bu tüccarın da adı/lakabı FOMARA imiş.
Diğer Rivayete göre fumar ispanyolcada sigara içmek demek. vakti zamanında fomara'nın (fumare) bulunduğu bölge tütün depolarıymış.
 
Altıparmak

Bu konuda 2 farklı rivayet var.

1. Rivayet:  Birkaç yıl öncesine kadar Altıparmak Caddesinin Atatürk Stadı ile kesiştiği noktasında bir anıt varmış. ÜZerinde cumhuriyet dönemini simgeleyen çeşitli kabartmalar ile yanlarında 6 tane sütun varmış. Bu sütunlar da Cumhuriyet'in 6 temel ilkesini simgelermiş. Bu sütunların ortasındaki ana kabartma sütunu ise sanki 6 tane parmağı olan bir elin avuç kısmında duruyormuşcasına konulduğu için o yanlardaki 6 tane sütun parmağa benzetilmiş ve o bölgeye halk arasında "Altıparmak" denmiş.
 
2.Rivayet:Altıparmak Camiine adını veren kişi Altıparmaklı Abdullah Çelebi ye izafeten bu ad kullanılagelmiştir. Bu şahsın altı parmağı varmış lakabı da buradan gelir. Altıparmak camii nin girişindeki bilgilendirme panosunda yazdığına göre Altıparmak Mehmet Efendi nin yaptırıp ders verdiği yerdir bu cami ve semt te adını buradan alır.
Kaymakamlığın arka tarafındaki cami Altıparmak Camisidir.Bahçesinde adı "Altıparmak" olan alim biri yatar.Semt zamanının meşhurlarından olan bu kişiden adını almıştır. 


 

Çekirge
Bu semtin ismi de yine o bölgede ün yapmış bir kişinin lakabından geliyor. Muhtemelen 1700'lü yıllarda Bursa'da büyük bir kuraklık yaşanmış. Uludağ'dan gelen tüm dereler kurumuş. Çekirgeler tüm ekili alanları istila etmiş. Bu sırada bugünkü çekirge semtinde sadece çok zengin ailelere ait bazı yalılar ile sadece kaplıcalar varmış. Bu kaplıcalardan birinde, oradaki zenginler tarafından çok pis görünümlü diye beğenilmeyen, meczup denilen fakir bir adam varmış. Onca zengin içinde dağdan topladığı odunları satarak geçinmeye çalışır, geceleri de bu kaplıcaların sıcak dıvarlarının dibindeki küçük kulübesinde yaşarmış. Çekirge istilası olduğunda Bursa halkı ne yapmış ne etmişse bunlardan kurtulamamış ancak çekirgelerin küçük gördükleri bu adamın yiyeceklerine ve eşyalarına zarar vermediğini farketmişler. Onun özel bir insan olduğuna inanmışlar. Bu kişiden yardım istemişler. Sonunda bir şekilde bu kişi yardım etmiş ve çekirge belasından kurtulunmuş. Hatta öyle bir kurtuluş olmuş ki Bursadaki onca çekirge çevredeki illere göç etmediği halde ölülerini de bulamamışlar. Sanki bir gecede havaya uçmuş hepsi. Bunun hikmetini anlayamayan Bursa halkı aşağılayıp küçük gördükleri bu kişinin Allah dostu olduğunu anlamışlar. Fakat bunun anlaşılmasından sonra bu kişi aslında sır olarak kalması gereken bu durumunun açığa çıkması yüzünden rahatsız olmuş. Şehri terketmeye hazırlanırken 3 gün sonra vefat etmiş. Bursa halkı da o günden sonra bu kişiyi "Çekirge Sultan" lakabıyla anmaya başlamış. Zamanla da onun bulunduğu semtin adı da Çekirge olarak kalmış.


 

Hürriyet ve Karaman
Bu isimler de aslında Çekirge, Altıparmak gibi kelime anlamına sahip bir isim.Bursa tam bir göçmen kenti. Osmanlı son döneminden itibaren Balkanlardan yoğun göç almış. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda ve sonrasında (özellikle 1950lerde) Yunanistan ve Bulgaristan'da yaşayan Türkler orada gördükleri yoğun baskılar ve eziyetler sonucunda hızla Türkiye'ye gelmiş. Özellikle 1950lerde Adnan Menderes döneminde gelenler için ABD'den gelen Marshall yardımları çerçevesinde ücretsiz evler yapılmış. Bu müstakil evlerin kurulduğu alan ise o zamanlar şehrin çok çok fazla dışında ve bataklık sayılabilecek bir yermiş. En yakın yerleşim yeri ise o zamanlar köy olan ve Karaman ili civarından gelen bir yörük boyunun yerleşerek kurduğu "Karaman Köyü" imiş.  Balkan Türklerinin de soyu, orta anadoludaki yörük boylarına dayandığı için çok iyi anlaşmışlar. Gelen Türkler, esaret ve baskıdan kurtulmuş olmalarının da simgesi olsun diye yeni kurulan bu mahalleyi "Hürriyet" ismiyle anmaya başlamışlar.

Maksem
Eski Bursa'nın konum itibarıyla en yüksek yerinde bulunan bu yerleşme, adını yine burada bulunan "su taksim edilen"; "Su Maksemi"nden almaktadır. Civarındaki yerleşme ve cami de aynı adla anılmaktadır. Hemen yakınındaki Temenye (Temenyeri)'ye Uludağ'dan gelen kaynak suları, ilk önce burada bulunan maksemde toplanır ve ardından da, şehrin muhtelif semtlerine dağıtımı yapılırmış.
Darmstad
Almanya'ya ait bir semt ismi olduğunu ve oradaki bir semtede buradaki Çarşamba isminin verildiğini okumuştum. Ama ne kadar doğru bilmiyorum.

Şehreküstü
Sadece Bursa'da değil, Türkiye'nin diğer birçok eski şehirlerinde de bu isimle anılan bir semt olmuştur (ancak, çoğu günümüze kadar ulaşamamıştır). Şehrin en son yerleşmesinin olduğu yere; "Şehire küsen / Şehire küstü" adı verilirdi. Buradaki en son evden ötesi, tarlalar ve yeşil alanların başladığı sınır olurdu.

Bursa'da yaşayan bir zatın, şehrin günlük gailelerinden bunalması ve evini, Bursa'nın (o yıllar için tabii ki) en uç bölgesine yapması ve artık burada ikamet etmeye başlamasından ötürü, bu zatın evinin bulunduğu yere; "Şehire Küstü" adı verilmiştir. Şehir o yıllarda bilindiği üzere, Ulucami ve Hisar bölgelerinden oluşmaktaydı. Günümüzde ise artık Şehreküstü, Bursa'nın tam içinde kalmış ve nirengi noktalarından biri olmuşsa da, ismi yüzyıllardır değişmeden gelebilmiştir.


 

Yavuzselim
Yavuzselim Mahallesi'nin oldugu bolge Ankara Asvalti'nin altinda ve Arabayatagi Koyu'nun bati tarafina dusen sulak verimli tarim arazilerinin oldugu harkulade guzel yesillik bir bolgeydi. Bu bolge 1974-75'lerden sonra kisim kisim parsellenip, dogudan goc eden vatandaslarimiza satilarak cirkin ve plansiz bir yapilasmanin esiri oldu ve 30 yil icinde su andaki beton bir satih haline getirildi.

Buraya goc eden insanlarimiz genelde dogunun geri kalmis bolgelerinden gelen, muhafazakar kesmin kuvvetli birer temsilcileriydi. Ilk zamanlarda gayriresmi olarak (1980'ler) bu mahalleye YENIMAHALLE ismi verilmisti.  Buyuk Sehir statusune gecen Bursa yeni yapilanma surecinde buraya yeni bir isim verme geregi duydu. Cunku halihazirda Bursa'nin baska bir bolgesinde onceden onayli bir Yenimahalle ismi zaten mevcuttu.

Isim onerilerinin basinda DIKENCIK Mh. ismi on plandaydi ve Beledye de bu ismi destekliyordu. Bunun nedeni de Samanli Koyu'ne giden yol uzerinde buyuk bir ciftlik vardi ve ismi de DIKENCIK'ti. Bolge buraya yakin oldugundan Dikencik ismi uygun bulunmustu.

Mevcut bu isme mahalleli o zamanki muhtar onculugunde buyuk bir karsi tepki gosterdi. Cunku Dikencik ismi kulaga hosgelmiyordu ve yanlis bir imaj veriyordu. Sanki sehrin dikenlesmis kotu bir bolgesiymis goruntusu veriyordu. Zaten kotu bir isim yapmis olan bu mahalle bu isimle beraber iyice dislanacak ve Bursali'lar tarafindan gettolasmis bir bolge olarak sayilacakti. Buna kimse izin veremezdi.

Mahalleli kendi ismini oncu kisilerin agiz birligi ile koymustu bile. Bu da YAVUZSELIM ismiydi. Bu isim mahallenin muhafazakar, mutaasip ve milliyetci kimligine cok uygun bir isimdi. O kadar uygundu ki mahhalleli %100  bu ismde mutabikti. Konu beledyeye ivedilikle aksettirildi. O zamanki Anap cogunluklu meclis kanunu hemen kabul etti ve Yavuzselim ismi onanmis oldu.

Teferrüç
Teleferik semtinin üst taraflarına verilen bu isim; "Gezinti, eğlence yeri" anlamında olup, dinlenilecek ve piknik yapılacak güzel havası ve suyu olan arazi/mekân mânâsındadır (Aynı zamanda; "3" numaralı "Heykel-Teleferik-Teferrüç" ring otobüs hattının yakın zamana kadar da son durağıydı).

Eski Bursa'nın o havasının ve suyunun güzel olduğu dönemlerden kalma bu adın, zannedildiği gibi "Teleferik" kelimesinin köküyle hiçbir alâkası ve bağı yoktur.

ZEYNİLER KÖYÜ - BEŞEVLER MAHALLESİ
Ahıska'dan Türkiye'ye göç eden ve mecburi iskanla Bursa'ya gönderilen Ahıska Türklerinden 5 aileye, Vali Haşim İşcan zamanında Ankara yolu üzerindeki Arabayatağı mahallesi yerleşmeleri için gösterilir. Ovanın sulak olması ve dağ havasına alışkın olmaları nedeniyle gelenler bir süre sonra bölgeden rahatsızlık duymaya başlarlar. Ve Valiliğe başvurarak dağ eteklerinde kendilerine yerleşecekleri bir yer isterler. Bir süre sonra Askeri Lisenin üstünde bugün Teferrüç olarak anılan yere yerleşmelerine karar verilir. Ve 5 aileden oluşan Ahıskalılar buranın ilk sakinleri olurlar. (İlk yerleşimcilerin varisleri Zümrütevler muhtarı, Çancılar'daki Bozkurt silahçısı, İzci lideri ve öğretmen Aydın Yıldırır, Emekli Subay ve Burfaş eski yönetim kurulu başkanı Celil Yıldırır) Daha sonraları Tacettin Efendi dergahına giden patika yoldan ilerleyerek kaplıkaya deresinin batısında, kadıyaylanın doğusunda, gülpınarın beslediği arazide tarıma başlarlar. Sonrasında buraları sahiplenirler, ekip biçerler... İlk gelen 5 aile hayvanları için ahırlar ve bağ-bahçe evleri yaparlar, topu temeli 5 adet... Ondandır ki sonraları buraya beşevler derler. 

Kükürtlü
 Kükürtlü semti adını, bulunduğu yerden çıkan ve içersinde oldukça çok oranda kükürt bulunduran sıcak suyundan almıştır.Günümüzde uludağ üniversitesine ait olan eski Kükürtlü kaplıcaları uzun yıllar bilhassa romatizma hastalarına sifa dağıtmıştır

TRİLYE (ZEYTİNBAĞI)
  Mudanya nın Zeytinbağı (Trilye) nahiyesi. Trilye Bursa cevresindeki en eski yerleşim yerlerinden biridir.Ismini almasında iki tane rivayet olup,hangisinin doğru olduğu hala tartışılmaktadır.
     
      1-Trilye kelimesinin latince deki karşılığı  kırmızı balık olması ve bu çevredede  kırmızı renge sahip olan barbunya balığının çok bulunması
      2-Zamanında baş piskopos tarafından kiliseden afaroz edilen (Aya Yani,Aya Yorgi,Aya Satri) adındaki papazlar buraya yerleşir ,tarihteki duvarlarına ilk resim yapılan kilise olarak bilinien,günümüzde kemerli kilise olarak tanınan yerde ömürlerinin sonuna yaşarlar. Kelime anlamına gelince  Tri - üç   Lya - Papaz anlamına geldiği için  üç papaz  olduğu söyleniyor


 

Kovukçınar
Çok yaşlı bir çınardan alır bu semt adını.Ankara yolu altında küçük bir semttir.

Fethiye
1877-78 yılları arasında bursaya gelen göçmenler tarafından kurulmuş fethiye köyü.
kurulduğu zamanlarda 50 hane kadarmış.ormanlık bir alanmış.
isminin fethiye olmasının sebebinin cavuşköylüler (organize sanayinin orada yakındaki bir köy.) ile yapılan bir yer sorunundan geldiği anlatılır. biz burayı fethettik diye fethiye koymuşlar yerlesenler köyün adını.
bugün ataevler, cumhuriyet mahallesi gibi bir kaç mahallede fethiye köyünün meralarıymış

Hasanağa
Hasanağa Belediyesi’nin Tarihi Geçmişi
Hasanağa, adını XV. Yüzyıl başlarında “ HASAN AĞA” adlı yeniçeri ağasından aldığı söyleniyor. 1402 yılında Ankara Savaşı’na katılmış olan Hasanağa, Osmanlı ordusunun bozulmasından sonra şehzade Emir Süleyman, Vezir Çandarlı Ali Paşa ve Hasanağa Bursa’ya gelmiş, ancak Bursa’nın Timur tarafından basılacağının anlaşılması üzerine Edirne’ye geçmişlerdir.
Fetret Devri ( 1402-1412) sonunda Hasan Ağa, Çelebi Mehmet’in hizmetine girmiştir. O yıllarda, Şu anda Hasanağa Beldesi’nin bulunduğu yer, Hasan Ağa’ ya “ Timar” olarak verilmiştir. O yıllarda Hasan Ağa’ya verilen devrin tapusu ise şu anda Hasanağa belediyesi arşivinde bulunmaktadır.

Eski adı “ Kızıklı” olup, şimdiki yerleşim yerinin 4 km kuzeyinde toki konutlarının bulunduğu mevkideydi. 1417’ deki büyük deprem sonrası zemini daha sağlam ve su kaynaklarına daha yakın olan şimdiki yerine taşındığı sanılmaktadır. Aynı şekilde Hasanağa’ya Edirne’den de timar verilmiş, orada da Hasanağa adında bir köy kurulmuştur.

Cumhuriyet’ten önce Edirne Hasanağa’dan toplanan ırgatların Hasanağa’nın mirasçılarına gönderildiği ve dağıtıldığı bilinmektedir.

Hasan Ağa Türbesi, beldemizde bulunmaktadır. Söz konusu türbe 1996 yılında Hasanağa Belediyesi tarafından onarılarak, yeniden düzenlenmiştir.

19.yüzyıl ortalarında 200 hane dolayında olan Hasanağa, 1877-1878 Osmanlı- Rum savaşı’ndan sonra (93 Harbi) önemli ölçüde göç almış ve daha da büyümüştür.

Şu anda, Başbakanlık Toplu Konut İdaresi tarafından Kızılcıklı mevkine yapılan 1584 konut ile birlikte toplam nüfusu 6000 dolayında olup bu sayı hızla artmaktadır.

Daha önce o yıllarda “ Kite” diğer bir adıyla Ürünlü’ye bağlı olan belde, sonraki yıllarda Çalı nahiyesi’ne bağlanmıştır. 1972 yılında Nilüfer ilçesine bağlı olarak Hasanağa Belediye başkanlığı kurulmuştur. 

Arabayatağı :

Şehre gelip giden arabaların bekleme yaptığı mevkiin ismi imiş. 93 harbi sonrası Artvin'in Berta-Ardanuç bölgesinden göç eden göçmenlere tahsis edilmiş ve kurulan köye Hamidiye ismi verilmiş. 1929 yılında Hamdiye adı değiştirilerek Arabayatağı'na dönüştürülmüş.

Elmasbahçeler :

İsim Elmas Dede isimli yatırdan gelir, tarihsel kaynaklara göre ismin aslı Ali Mest Ethemi isimli Orta Asya'dan göç eden İbrahim Ethem dervişine ait. Zamanla bu isim Elmas'a dönüşmüş.
Davutdede,Davutkadı,Karadavut: 

Bu isimlerden Davutkadı ve Karadavut aslında aunu tarihi kişiliğe ait isimler. Osmanlı'nın ilk kadılarından Karadavut'tan geliyorlar. Mezarı Davutkadı mahallesindedir, bir kaç yıl önce belediye tarafından onarıldı.
Davutdede ise başka bir kişilik, o da Ali Mest Ethemi gibi bir İbrahim Ethem dervişi, mezarı bugünkü Cümlekapı caddesinin kenarında imiş, Yıldırım Beyazıt Lisesi yapılırken ortadan kaldırılmış.
Namazgah:

Namazgah zaten yerinde duruyor

İpekçilik:

Eski ipek fabrikaları zaten duruyor

Sinandede: 

Bu isimdeki yatırdan gelir, yatırda kimin yattığı bilinmiyor, yatırın yanında bir de Dürt Dede yatırı vardır.
Kavaklı: 

Kavaklı mahallesinin ismii muhtemelen Kavaklı çınarından geliyordur, eski anadolu türkçesinde çınara da kavak denirmiş.

Hacıvat: 

Bölgede bulunan Hacıvat Hanından gelir bu isim, hanın yakın zamanlara kadar kalıntıları duruyordu, bugün izi bile yok.

Vakıf ve Gürsu: 

Bu iki köyün de gerçek adları Susurluk'tur.(aslında Susığırlık) Saraya su sığırı( yani manda) yetiştiren iki vakıf köyüdür.Birbirlerinden ayırmak için birine Büyük Susurluk(sonra gürsu ismi uydurulmuş) diğerine de Vakıf Susurluk (sonra sadece Vakıf denmeye başlamış)denirmiş.

Güllük:

Arabayatağı köylülerinin dilinde bu bölgenin yerleşim yeri olmadan önceki ismi "Taşlık" idi. Mahalle olunca bu isimden nazire olarak Güllük ismini almış olması muhtemel.

Duaçınarı:

Aşağı yukarı bugünkü metro istasyonu civarında bir çınar ağacı vardı, 1980 lerde bir gün yıkıldı gitti, söylenene göre hacca gidenler burada dua edermiş çınarın ismi de duaçınarı olmuş, şimdi çınar yok ama isim yaşıyor.

İncirli:

Eskiden burada bir Eşrefi dergahı varmış ismi de incirli dergahından alıyor.
Mudanya:

Bu ismin haçlılar tarafından verildiğini okumuştum, haçlılardan kalan yegane isimdir. Montania yani dağlık bölge anlamındadır. Ne kadar doğrudur bilemiyorum.

Gemlik:

Gemilik isminden bozma olduğu söyleniyorsa da bölgedeki Gemiç,Gemsaz gibi yerleri de düşünürsek sanki Gem- kökü eski dillerden bir kalıntı gibi (mesela Ayvalık da türkçe isim gibi durur ama isim bölgenin en eski adı Aolia dan gelir)

Orhangazi:

Yerleşimin eski adı Pazarköy'dür. Orhangazi burayı fethedince burada bir cami yaptırmış ve pazar kurdurmuş, oluşan yerleşim de pazarköy adını almış, isim sonradan değiştirilmiştir.

Yenişehir:

Osmangazi zamanında kurulmuştur ve bu ismi almıştır. Eskişehir'den daha eski bir yerleşimdir.

Ulubat:

Köyün eski ismi Lopadion dur. İki isim arası benzerlik dikkat çekicidir.

Uludağ:

İsmi aslında çok yenidir,1930'lu yıllarda Dr.Osman Şevki'nin önerisi ile ünlü keşiş dağı Uludağ'a çevrilmiştir. Osman Şevki de daha sonra Uludağ soyadını almıştır. Ünlü Keşişleme rüzgarının ismi uludağ'dan gelir. 

 
Mustafakemalpaşa : 

Cumhuriyet döneminde bu ad verilmiştir. Osmanlıda kullanılan adı Kremastis den bozma Kirmastı dır. 

 
Karacabey : 
Yörenin fatihi Karaca Bey e izafeten böyle denmiştir. Daha eski ismi Mihaliç dir. Mihaliç(Mağlıç) Peyniri diyerek bu ismi yaşatırız. 

Orhaneli :

Orhan Gazi nin yurdu anlamında Orhan İli - Orhan Eli den gelmektedir. Beyce ismi de kullanılır. Daha evvelki ismi de Hadrianus un değişik söylenişi olan Atranos idi. 
 


Kaynak : wowturkey.com

Son Güncelleme: 14.03.2018 23:47
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner41

banner38

banner48