İnsan ‘ben’ dediğinde neyi kast eder?  Her an zihnimizde şekillenen duygu ve düşünceler bütünü de yaşamımız içinde şimdiye kadar yazılan hikâye de, vücut bütünlüğünü oluşturan organlar topluluğu da ‘ben’dir, değil mi? Yaşamdan çıkarılan tüm dersler ve iliştirilen notlar da öyledir şüphesiz. Bunların tamamı da, her bir parçası da ‘ben’dir nitekim. Bu aynı zamanda diğerlerinden farklı olarak kastettiğimiz biricik tekil yapıyı da içermektedir. Ben derken ‘herkesten farklı olarak, biricik’ anlamında da kullanırız.

               

Ben, koca bir dünyadır aslında. Sadece bizim yaşadığımız deneyimler topluluğudur kimi zaman. Yaptığımız tüm planlar, kurduğumuz hayaller, çevremizdekileri algılama biçimimiz, bizi tanıyanlardaki izdüşümümüz, bize ait olanlarla kurduğumuz yaşam hepsi bu kocaman ‘ben’in parçalarını oluşturuyor.

               

Zihin aygıtımızın ‘ben’le ilişkisi de çok ilginç ayrıca. ‘Ben’ e hem sahiplik hem hizmetçilik yapması açısından ilginç. ‘Ben’i kurgulaması, üretmesi ve tüketmesi açısından ilginç. Beni hem sunması, hem eleştirmesi açısından da ilginç. Bu ilginçler o kadar fazla ki tüm bu sunulanlardan sonra şöyle düşünüyor insan: Nasıl oluyor da bu sistem sağlıklı bir şekilde yürüyebiliyor?

               

Galen’den Vesalius’a, Freud’dan Bally’ye tonla araştırma, inceleme yapılmış bu konuda. Hatta bir ara ‘frenoloji’ diye bir bilim alanı ortaya atılmış. Türkçe’ye ‘düşünce bilimi’ olarak çevrilebilir. İnsanlık tarihi boyunca yapılan ve bugün bu devasa gelişmişlik seviyesinde bile beynimizi anlama konusunda oldukça gerideyiz maalesef.

               

Ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta kontrolün kimde olduğu. Yani beyin ve ben ilişkisini düzenleyen kim? Ben aygıtı beynin tam olarak hangi kısmında neşet ediyor? Beynimiz mi bizi kontrol ediyor, biz mi onu kontrol ediyoruz? Bu konuda felsefi görüşleri bir yana bırakırsak hala Freud’un yapısal ve topografik modelini kabul etmekten başka bir seçeneğimiz kalmıyor gibi.

               

Yani bir robot düşünün ki hiçbir yazılım olmadan kendini programlayacak, deneyimlerinden davranış örgüsü (şemalar) oluşturacak, her dakika uyaranları değerlendirip uygun yanıtlar verecek ve bütün bunları denetleyecek, idare edecek bir de patron yaratıp adına ‘ben’ diyecek. İdareci ‘ben’ ise bunun için gene beyini kullanacak.

               

Bu gerçekle bizim karşı karşıya kaldığımız durumlar tam da şemalarla ilgili. Şemalar her zaman ‘ben’ patronunun işlerini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmiyor. Travmatik olgularda ileriki yaşlarda ‘ben’i ketleyen, korkutan, sindiren, agresive eden tutumlar bütününe dönüştürmüş olabiliyor? Peki o durumlarda biz kiminle iş birliği yapacağız?

               

Çoğu zaman ‘keşke şu anda beyninin içine girip o şemayı alt üst etsem’ diye düşündüğümüz direnç barikatlarıyla bu zamanlarda karşılaşıyoruz. Yani beyin aygıtının güç bela kurguladığı, sağlamlaştırdığı, mantığa bürüdüğü bilinç hücrelerini değiştirmeye kalktığımızda kimle karşı karşıya kaldığımızı görüveriyoruz. Önce iş birliği yapacağımız benliğe ulaşmak için içgörü kazandırmaya ve işbirlikçimizi elimizden kaçırmamak için onun tarafında olduğumuzu hissettirmeye çalışıyoruz.

               

Buna karşın hasta sık sık şunu söylüyor bize: Hocam bunun öyle olmadığını ben de biliyorum ama bana öyle geliyor. İşte o zaman ona öyle gelen kısımla öyle olmadığını bilen kısım arasındaki farkı yani asıl patronla patron süsü verilmiş ‘ben’i birbirinden ayırmayı öğrenmek ve öğretmek zorunda kalıyoruz. Peki biz kiminle iş birliği yapıyoruz: Gene beyinle.

Kalın sağlıcakla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner48