Şimdi biraz hayal gücünüzü çalıştırmanızı diliyorum değerli kardeşlerim. Arkadaşlarınızla ve akrabalarınızla bir yerde bayram sebebiyle toplandığınızı hayal edin ve yazdıklarımı o toplumda dinliyormuş gibi yapın. Sebebini sonra açıklayacağım inşallah:

Zaman, Medine zamanı.

Mescit’te, Kâinatın efendisi Muhammed Mustafa (s.a.v) imamdır,  ardında gökteki yıldızlar misali ashabı kiram, cemaat olmuştur. Bayram namazı kılınmaktadır. Namazdan sonra sarılırlar, bayramlaşırlar ve dışarıya çıkarlar. Dışarıda oynayan çocukları görür Allah’ın Resulü. Sevinir onları görünce. Asrı Saadette çekilen çilelerle birlikte bu çocukların gülüp oynadıklarını düşünün.

Peygamberimizin (s.a.v) yüzünde tebessümler belirir. Sonra bir köşede ağlayan bir çocuğu görür. Yanına gider Nebi, o dayanamaz çocukların ağlamalarına. O ki, namaz kılarken bile sırtına binen torunları inene kadar secdesini uzatan bir Peygamberdir.

Başını avucuna almış ağlayan çocuğun başını okşar ve sorar Nebi: “Arkadaşların oynarken sen neden ağlıyorsun”? Başını kaldıran çocuk karşında kimin olduğunu bilmeden cevap verir: “Benim Babam en sevgilinin yolunda Uhud’da şehid oldu. Annem başkasıyla evlendi. Herkes babasının elini öperken ben elini öpecek bir baba bulamadım!”

İşte o an Resulün gözlerinden yaşlar akıyordu toprağa. Toprak sevinçle Rahmet Peygamberin gözyaşlarını emerken Efendimiz (s.a.v) çocuğu bağrına basıp evine götürür. Çocuğu doyurup, güzel elbiseler giydiriyor ve böyle biraz olsun gönlünü hoş ediyordu.

Sonra Resulullah, çocuğu yanağından okşayarak şöyle der: “İstemez misin Fatima kardeşin olsun, istemez misin Aişe annen, ben baban olayım?” Çocuğun bir anda çehresi değişir. Karşısında Resulullah (s.a.v) olduğunu daha yeni anlar. Heyecandan nutku tutularak ancak "Nasıl razı olmam, Ya Resulullah?" diyebildi.

Giydiği yeni elbiseleriyle oynayan arkadaşların yanına gider. O değişimi gören arkadaşları “sana ne oldu, az önce ağlıyordun” derler. Çocuk: “Vallahi açtım, doydum; çıplaktım, giyindim; yetimdim, Aişe annem, Resulullah babam oldu” der. Diğer çocuklar: “Keşke bizim de babalarımız Uhud'da şehit olaydı da, biz de öyle bahtiyar bir babaya kavuşmuş olaydık” derler.

Bu çocuğun adı, Beşir bin Akra (r.a.)’dır. Peygamberimizin vefatına kadar onun yanında kaldı. Peygamberimiz ebedî âleme göçtükten sonra Beşir bin Akra (r.a.) için asıl yetimlik başlamış oldu. Şöyle ağlıyordu: “İşte şimdi yetim kaldım, işte şimdi garip oldum.”

Sen gittin gideli, hepimiz öksüz ve yetim kaldık ya Resulullah. Bayramlarda sensiz kaldık ya Resulullah. Bayramlarda seni anmaktan aciz kaldık. Et yemek ve eğlenmek ile Bayramları geçirir olduk ya Resulullah. Seni unuttuğumuz gibi sana ve yoluna kurban olanları da unuttuk ya Resulullah.

Peki, kurbanda neyi nasıl kurban edeceğiz?

Öncelikle bilmemiz gereken husus şudur ki, Kurban ibadeti,  insana, Allah’a tamamen teslim olmayı öğreten bir ibadettir. Hz. İbrahim (a.s.) oğlunu kurban etmesi emrini almasının ardından bu emri tereddütsüz yerine getirmek istemesi, oğlu İsmail  (a.s.)'ın bu emri, teslimiyetle karşılaması, aslında Müslümanın Allah’a bütün varlığıyla teslim olması gerektiğini, fiilen anlatan büyük bir olaydır.

Bir Müslüman olarak, Allah’a teslimiyetin aynen Hz. İsmail (a.s) gibi ve her şeyini Allah’a kurban edebilme hususunda Hz. İbrahim (a.s) gibi olması gerektiğini öğretir bize Kurban.

Teslimiyet ve fedakârlık yolunda, iblis nasıl Hz. İbrahim'i, oğlunu kurban etme hususundan vaz geçirmeye çalıştıysa, bugün yine aynı iblis Müslümanları ellerindekini Allah için infak etmesin diye uğraşı içinde değil mi? Bu gibi teslimiyet ve itaat örnekleri, Asr-ı Saadetten birçok örnekleri vardır. Adeta her şeylerinden Allah için vaz geçmişlerdir. Günümüzde de bu gibi örnekler vermek mümkündür.

15 Temmuzda, Din ve Vatan uğruna gözlerini kırpmadan ve Ezan sesleri dinmesin diye sokağa çıkandan tutun, Ömer Halisdemir gibi kendini KURBAN eden yiğitleri de, bu örneğe dahil etsem yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Sümeyra (r.a.) Uhud savaşında babasını, kocasını, kardeşini ve iki oğlunu Allah için feda ederken, savaş meydanına geldiğinde, „yakınların burada yatıyor“ diyenlere, „Resulullah şehid olmuş bana onu gösterin“ diye direten bir yiğit kadını biliyoruz. 5 aile ferdini birden bir savaşta kurban verdikten sonra, hala Allah'ın Dini yeryüzünde lidersiz kalır endişesini yaşayan bir iman eridir, Sümeyra (r.a.)

Elinde avucunda ne varsa sadaka veren Hz. Ebu Bekr (r.a.) “ev halkı için ne bıraktın ya Eba Bekr” sorusuna “Allah ve Resulünü bıraktım” cevabını veren bir örnek şahsiyettir, Hz. Ebu Bekr (r.a.)

Dönelim Kurban konusuna: Peki, bugün nasıl?

Allah’a yaklaşmak için neler yapıyoruz? Kurban bayramında kestiğimiz kurbanı ne niyetle kesiyoruz? Et yemek için mi? Herkes kesiyor bende kesmezsem beni fakir zannederler, korkusu ile mi? Ya da kurban kesmenin şartlarını gözetiyor muyuz?

Maalesef bu gibi sorulara muhakkak herkes çevresinde şahit olduğu olmuştur.

Kurban kesmeye parası yeterli değil ama çevresi „kesemiyor“ demesin diye, borç bulup kurban kesenleri görüyoruz. Bu kimselerin hangi niyetle kurban kestiğini varın siz düşünün. Herkes böyle davranırsa kurban etinin üçte birini kime vereceğiz?

Bir de kurbanlık hayvanı araştırırken, keseceğimiz hayvanın budunu, etini, ağırlığını, „pirzolası iyi olur, kuşbaşısını yapsak daha lezzetli olur“ diye niyet ederek kestiğimiz kurbanlar ile ne kadar Allah’a yaklaşırız? Büyük baş hayvana hisse olduysak, hissemize bir kaç kilo az düştü diye hissedar kişilerle kavgaya tutuşanı, az mı gördük?

Kurban etinden ihtiyaç sahiplerine dağıtmak isterken, en etli kısmını kendisine ayıranları da gördük. Kuran-ı Kerimde Allah (c.c.) şöyle buyurur: Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.” (Hacc; 37)

Şimdi de müsaadenizle sizlere bayramda bazı dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm bazı hususları hatırlatmak isterim:

1. Kurban kesemiyorsanız kredi çekerek, borç alarak kurban kesmeyin. Fakir görüneceğim diye utanmayın ki, Kurban kesenler ibadetlerini, size hisse vererek yerine getirebilsinler.

2. Kurbanlığınızı elinizden kaçırdıysanız, tekme ve sopa ile yunan harbine gidiyormuşcasına hayvana eziyet etmeyin. Vallahi bunun hesabı sizden sorulur, ibadet yapacağım diye bir de cehenneme götürecek amelde bulunmayın.

3. Eğer büyük baş kurbana ortak oluyorsanız, size yarım kilo az düştü diye, ortaklarınız ile kavga etmeyin.

4. Kestiğiniz kurbanın 3’te birini dağıtacaksınız ya hani (inşallah), kurbanın güzel yerinden dağıtın. Sadece yağlı ve kemik kısmından göndermeyin. Unutmayın kesilen hayvanın adı KURBAN’DIR. Yani bir şeylerden vazgeçmek manasına geliyor. Daha 3’te birini kurban edemiyorsanız, Allah (c.c.) için kurbanın manasını anlamış olmazsınız. Hz. İbrahim (a.s.) oğlundan vazgeçmişken siz daha 3’te birinden mi vazgeçemeyeceksiniz?

5. "Bayram mayram dinlemem" deyip, küs olduğunuz akraba ve tanıdıklar ile bu sefer de küs kalıp inat etmeyin. Bayramda sadece hayvan kesmek değil, bununla beraber inadınızı da kurban edin.

6. Eş, dost ve akraba ziyaretlerine gittiğinizde, kesmiş olduğunuz kurban hakkında konuşmak yerine, Resulullah efendimiz (s.a.v.)’ı hatırlayın, Ashabı Kiram hakkında konuşun, Allah dostlarından bahsedin ki manevi bir hava oluşsun. Hep dünya, hep dünya, nereye kadar?

Allah (c.c.) kazasız, belasız, gafletsiz ve günahsız bir Kurban Bayramı geçirmemizi nasip eylesin. AMİN!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48