Sadece yanılsamalarla hareket ediyoruz bazen. Sevdiğimizi, haklı olduğumuzu, başarabileceğimizi zannederek yaşıyoruz. Gerçeğin asıl yüzü nihayet kendini gösterince yanılgı dünyamızda hayal kırıklığımızı belimize dolayıp yeni yanılgılara doğru yelken açıyoruz.

                Yanılgılar dünyamız o kadar derinlemesine ve etkileyici olabilir ki; kendimizin biricik olduğuna da, karşımızdakinin peygamber olduğuna da inanabiliriz. Ve öylesine inanırız ki buna "başka kimsenin bunu anlayamayacağına da hükmettiğimiz için" yaşamın asıl gayesi haline gelebilir.

                Fikirlerimize o kadar da güvenmeyelim yani, en az duygularımız kadar onlar da başka bir evren tarafından ele geçirilmiş olabilir. Kendimizi check etmenin bir yolu başkalarının davranışları, bilgelerin görüşü, fikrine güvendiklerimizin düşünceleri olabilir. Düşüncelerimizi, duygu ve davranışlarımızı sıklıkla kontrol etmeliyiz belki de. Çünkü öyle bir zaman geliyor ki "özellikle kırklı yılların sonunda" artık değişemeyecek bir noktada müzmin cimri, kronik öfkeli, iyileşmesi mümkün olmayan kötümsere dönüşebiliyoruz.

                Düşüncelerimiz "salt gerçekler" değildir, der bilişsel davranışçı terapi ekolü. Düşüncelerimiz; tahminlerimiz,varsayımlarımız, inandığımız şey ve sayıltılarımızdır. Bütünüyle gerçeği yansıttıkları belki de çok az vaki oluyordur. Oysa biz sımsıkı sarılıyoruz onlara. Gerçekliğinden asla şüphe etmeden, bir abid gibi gerçek bir adanma imanıyla inanıyoruz.

                Düşüncelerimiz gerçeği yansıtmadığı ölçüde bir "yanılsama"dır. Yanılsamaların nisap miktarı arttıkça "hezeyan"a dönüşür. Hezeyanlar beynimizde çalınıp duran seslere, sesler bir süre sonra görüntülü efektlere dönüşür.  Sonra "şizofreni zaten genetiktir beyler" diye sorumluluğundan kurtarır bizi; başkalarının yanılsamalı düşünceleri.  Neler düşündüğümüz elbette önemlidir. Daha önemlisi nasıl düşündüğümüz. Düşüncelerimizi gerçeğin tartısına ne sıklıkla koyduğumuz, ona körü körüne ne ölçüde sarıldığımız daha önemli.

                Haklı olmamızdan çok; esnek, adaletli, çözümcü, uzlaşmacı, saygılı ve değişime açık oluşumuz önemli. Savunucu olmaktan çok denetleyici olmak, düşüncelerimize iman etmekten çok şüphecisi de olmak gerçekten sağlıklı kalabilmenin koşullarından biri de olabiliyor. Düşüncelerimizin asla yanlış olmayacağına olan inancımız ise başlı başına bir sağlıksızlık belirtisi bile sayılabilir.

                Hayat değişiyor, evren değişiyor, mevsimler, simit fiyatları değişiyor. Fikirlerimizin bu değişimden nasipsiz kalmaları ortaya bir "fiksasyon" çıkarıyor doğal olarak Fiksasyon, saplantı anlamına geliyor. Saplantı ise gerçekleşmesi imkansız olan düşlerimiz.

                Saplantının boyutu limitlerini artırdıkça hezeyanlar, gürültülü sesler ve görüntü efektleri. Sonrasında bir başkasının buyruğuna kolayca uyabiliyoruz. Onu bir peygamber addederek.  Sonrasında aynanın karşısına geçip onun bizi yanımızdaymış gibi duyduğundan emin olarak konuşabiliyoruz. Sonradan şöyle diyoruz karşıdakine: Bunu hiç kimsenin anlamasını beklemiyorum, içsel yolculuğumdaki anlamlar bütünü sadece bana ait.

                Düşüncelerimiz, gerçekle yakınlığı kadar önemlidir dostlar, gerisi hayal ürünlerimizdir.

Kalın sağlıcakla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48