2016 yılının şubat ayı idi. Her yıl bir veya iki kere dünyanın en sıkıcı coğrafyalarından bir yer olan Avrupa’ya seyahatlerimiz oluyor. Bu gezilerde yolculuklarımız İlyas Tellioğlu abimizle beraber oluyor.

İki yıl önce Amsterdam’a giderken orada Türk taksi firmalarını öğrenmiştim. Dil sorunu olduğu için bunlar çok işime yaramıştı. İlyas Bey çok akıcı bir İngilizceye sahip olduğu halde yine bu firmalardan yararlanalım dedim. Atatürk Havalimanından uçmadan önce Amsterdam’ da bir Türk taksi firmasını aradım. İniş saatini söyleyerek bizi havaalanından almasını söyledim.

Amsterdam'a inince o her zamanki aşağılama hareketleri başlamıştı. Uçak körük inişinde kimseye yapılmayan muamele bize yapılıyor. Uçak körük çıkışında pasaport kontrolü. Daha doğrusu pasaportun sayfalarının karıştırılması.

Bu muameleden geçerek pasaport polisinin önünde sıraya girdik. O arada dışarıda bekleyen taksi hemen havaalanını karşısında otelin önünde beklediğini arayarak bize söyledi.

Pasaport polisinde sıra bize gelmişti. Polis pasaportu biraz inceledikten sonra o psikolojik baskı sorusunu sordu; “Buraya niye geldiniz?”

İlyas Bey her zamanki nezaketi ile turistik bir gezi amacı ile geldiğimizi ülkelerinin bize iki, yıl vize ve oturum hakkı verdiği her türlü bilgiyi konsolosluğa ilettiğimiz halde kapıda neden bunu sorduklarını sordu onlara

Tabi ben bu kadar nazik değildim. Türkçe olarak biraz savurdum!

Bizi ağır silahlı asker kenara alarak bir odaya doğru götürdü. İlyas Bey odaya şefleri ile konuşmaya gitti. Akabinde beni çağırdılar ve gelmem dedim. Yüksek sesle Türkçe olarak;

-Ben ülkenize giriş yapmayacağım ülkeme geri dönmek istiyorum dedim.

Yüksek sesle konuşmam itibarı ile bütün gözler bize döndü. Adam içeride homurdanarak pasaportları onayladı. Havaalanı çıkış kapısına yanaşırken Türkçe olarak galiz bir hoşçakalın dedim doğrusu!

Bu gerginlikle havaalanından çıktık ve taksici ile buluşacağımız otelin önüne geldik. Oradan Türkçe olarak bir taksici;Abi taksi mi” dedi.

Bizde tamam dedik taksiye bindik Amsterdam merkeze doğru hareket ettik. Yaklaşık on kilometre gitmiştik ki telefon çaldı;Abi sizi otelin önünde bekliyorum daha çıkmadınız mı?” dedi.

Hayda bizim bindiğimiz taksi bizim çağırdığımız taksi değilmiş. Arayan arkadaşa biz sen diye başka taksiye binmişiz demem üzerine başladı hakaretli konuşmaya. Israrla bir yanlışlık olduğunu biz bindiğimiz taksinin kendisi olduğunu zannettiğimizi söyledik. Adam susmuyor hakarete devam ediyor. Telefonu kapattı.

Telefon tekrar on dakika geçmeden çaldı. Taksici hala beni beklettiniz başka taksiyle gittiniz demeye ve akabinde hakaret etmeye. İnelim yolda gel sen al bizi dedik gene olmadı hakaret ediyor. Kısaca Hollanda’da Türk taksicilerle imtihan oluyorduk.

Otele gelmiştik. O kadar gerildim ki baş ağrısı ile karşı karşıya kaldım. Taksici utanmadan üçüncü kez aradı.

Aynı şeyleri söyledim. Cuma namazına Avrupa'nın ilk kubbeli Camisi olan ve Avrupa Milli Görüş Teşkilatlarının yaptırdığı "Ayasofya Camii’nde olacağımı oraya gel otuz yedi Euro tutan taksi parasını binmediğimiz halde kendisine ne ödeyeceğimi söyledim. Böylece yanlışlığı telafi edelim dedim. Adam bana yine hakaret edince bu sefer bende anladığı dilden cevap verdim ve telefonunu engelledim.

Kısaca Hollanda'da Türk taksicilerle imtihan olduk.

İki gün Amsterdam’da kalıp hızlı trenle Köln'e geçtik. Bir kaç gün sonra Türkiye'ye dönmek için havaalanına geçip uçağa binmek üzere iken yine körüğün başında o aşağılayıcı ‘Pasaport karıştırma’ işlemi yapıldı.

Öyle bir Türkçe selam verdim ki Alman polise, bütün stresimden arınarak Türkiye'ye döndüm.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner39

banner41

banner38

banner48